Kadın Sağlığı

Zayıflama ve Diyet

Ağrılara çözüm bulundu





Ağrılara son verin


YASAL UYARI

www.saglikveyasamsitesi.com sitesinde kişileri bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır, sağlık hizmeti vermemektedir. Sitede yayınlanan makaleler internette ki değişik sağlık bilgi kaynaklarından edinilmiş karma bilgilerdir. makaleler tedavi amaçlı değil sadece bilgi amaçlıdır. Bu bilgiler baz alınıp herhangi bir tedavi uygulanamaz. Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır. Her bilginin ziyaretçi tarafından doktoruna danışılarak kontrol edilmesi gereklidir. Bu siteyi ziyaret eden kişiler bu uyarıları kabul etmiş sayılırlar. Sağlıklı yaşamlar dileriz.

Sinema dünyası

Sağlık dolu bir yaşama hoşgeldiniz
Related Posts with Thumbnails
2010-01-31 içindeki 36 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2010-01-31 içindeki 36 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Bayanlar evlenince geçer demeyin

Bayanlar evlenince geçer demeyinSevdiğiyle geleceğe dair büyük umutlar besleyerek evlenen birçok kişi ilk aylardan itibaren hayal kırıklığı yaşayama başlıyor..

Evlenince geçer'demeyin!
Evliliğe ve evlendiği kişiye ne kadar çok anlam yüklerse hayal kırıklığı o kadar fazla oluyor.

Ev de yaşayan hanımlarına diyet rehberi

Ev de yaşayan hanımlarına diyet rehberiEv kadınları, çok fazla iş yapmalarına rağmen kilo vermekte zorlanıyor.

Yapılan araştırmalarda gösteriyor ki ev kadınları çalışan kadınlara oranla daha kilolu

Ev kadınlarının kilo almasında bilgisayar ve televizyon karşısında sürekli kurabiye, kek, asitli içecekler tüketmenin önemli bir rolü olduğunu belirtti...

Yatakta Aşk Ateşi Neden Söner?

Yatakta Aşk Ateşi Neden Söner?Partneriniz son günlerde daha sık mı yatakta arkasını dönüp uyumakta?

Size karşı olan duygularında ve cinsel isteğinde azalma olmuş olabilir. İşte seks isteğin azlamasına sebep olan, aşk ateşini söndüren sebepler..

Dünyaki kadınlarının güzellik sırları

Dünyaki kadınlarının güzellik sırlarıDünyaki kadınlarının güzellik sırları nelerdir biliyormuydunuz işte sırları...

Güzellik tüm dünyada güncelliğini kaybetmeyen bir konu. Farklı olan ise, ülkeden ülkeye kadınların başvurduğu işte özel yöntemler...

Horlayan erkeği bekleyen tehlikeler nelerdir...

Horlayan erkeği bekleyen tehlikelerYapılan araştırmalar horlamanın özellikle erkekler için önemli sağlık sorunlarının işareti olduğunu ortaya koydu.

Horlayan erkeği bekleyen tehlikeler...   

Diyet ve seks hayatı

Diyet ve seks hayatıDiyet yaparken seks hayatına zarar verirmi?

Amerikada yaşayan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, 'SİZ Diyettesiniz' isimli kitabında yer alan akıllı diyetin, iştah bilimine göre yazılan formülünü anlattı ve merak edilen soruları cevapladı...

Depresyon - Çağın hastalığı mı?

Depresyon - Çağın hastalığı mı?Çağın hastalığı depresyon en çok sonbaharda kendini gösteriyor. Sonbahar depresyonu var mı? Yoksa sonbaharı bahane mi görüyoruz?

Yaz mevsiminin bitmesiyle birlikte güneşli havaların yerini bulutlu ve yağmurlu havalara bırakmaya başladı. Güneşi daha az görmek, okulların başlaması, sorumlulukların artması, havaların serinlemesi kişilerde birtakım ruhsal sorunlar yaratabiliyor.

Gebelikte Reflü Sorunu

Gebelikte Reflü Sorunu
Hamilelik sürecinde yaşanan en sık rahatsızlıklardan biri de reflü sorunu.

Bu sorunu yaşayan anne adayları verdiğimiz haber önerilerden faydalabilirler.
 Hamilelik süresince doğum sonrası, bazı geçici rahatsızlıklar görülmektedir. Bunlardan biri de gebelik reflüsüdür. Tabi anne adayının hemilelikten önce de böyle bir şikayeti olabilir. Ancak hamilelik, reflü için ek bir risk oluşturmaktadır.

Daha dik göğüsler için neler yapılmalı

Daha dik göğüsler için neler yapılmalıBayanlar daha dik daha güzel göğüsler için neler yapılmalıişte yanıtları

Daha dik ve çekici göğüsler için bu egzersizler size yardımcı olabilir.Yaşımız ne olursa olsun vücudumuz her zaman fit görünmeli.

Düzenli seks kilo almanızı engeller

Düzenli seks kilo almanızı engellerDüzenli cinsel ilişki kilo almanızı engeller.

Cinsellik kimileri için düzenli olması önemlidir, değişiklikten hoşlanmazlar, onlar için haftada 2 gün yeterlidir. Kimileri için ise ne kadar fantezi, o kadar süreklilik sağlamaktadır. Her ne olursa olsun, seksin faydalarını avuç avuç vitaminlerle sağlayamazsınız, ihmal edildiğinde de bir sürü sorunu beraberinde getirmektedir.

Bebeğinizi sağlıklı uyutun

Bebeğinizi sağlıklı uyutunProf. Dr.Şükrü Küçüködük bebeğinizin ölüm riskine karşı sırtüstü yatırılarak uyutulması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Şükrü Küçüködük, bebeğinizin uyku ortamının nasıl olması, ne kadar uyuması ve uyku problemlerinin nasıl çözümlenmesi gerektiği konularında bilgi verdi.

Göz altı torbaları sebebleri

Göz altı torbaları sebebleriGöz altı torbaları nedenleri Göz altı torbaları'nın önüne nasıl geçmelisiniz işte cevapları

Göz çevresi çöktüğünde bir barometre şeklinde sorunlarımızı yansıtır.

Diyet ve beslenme hakkında bilmediklerimiz

Diyet ve beslenme hakkında bilmediklerimizSu kilo yapar mı, şeker insanı acıktırır mı ve ya tuz şişmanlatır mı? Diyetle ilgili bütün cevapları burda

Şeker Karın Açlık Duygusuna Yol Açar mı? 
Vücudumuza aldığımız şeker bize sadece kalori verir. Bunun dışında vücut için kesinlikler faydası yoktur. Şeker yenildiği zaman insulin salgılanımı uyrılacağı için açlık hissi uyandırır.

Selülitlerinizden kurtulun

Selülitlerinizden kurtulunKış geldi diye baharda binbir zahmetle verdiğiniz kilolarınızı almaya başladınız değil mi

Genetik ve yapısal nedenlerden dolayı belli bölgelerde daha fazla yağ birikmesi vücutta ‘bölgesel kilolar’ olarak kendini gösteriyor. Türk kadınının sıklıkla karşılaştığı sorun ise ‘orta tip alt taraf kiloları’ olarak isimlendirilen; basen ve üst bacakta yerleşen kilolar.

Beyninizle sevdiğiniz erkeği soyun

Beyninizle sevdiğiniz erkeği soyunSevdiğiniz erkek suskunsa onu yola getirmek o kadar da zor değil...

İşte bir erkeği kendinize açmak için yapacaklarınız..
Yol 1: Gerçek erkekler reddedilmeyi hisseder! 
Bu doğru. Bir çok kadınların onları eleştirdiğini hisseder ve bu yüzden açılmaktan, birilerinin onlara gülmesinden, onları reddedilmiş ve aşağılanmış olarak bırakmasından korkarlar.

Akupunktur ile zayıflayın

Akupunktur ile zayıflayınZayıflamak isteyenler kiloları ile başı dertte olanlar hiç Akupunktur, ile zayıflamayı denedinizmi?

Enerjik zayıflamanın yolu akupunkturdan yol alıyor. Midede yanma, ekşime olmadan ve stresle mücadele etmeden, istediğiniz forma girmek için huzurlu bir yöntemdir...

Hamileyken bebeğinizin zekasını geliştirin

Hamileyken bebeğinizin zekasını geliştirinİnsan zekasını büyük oranda belirleyen genetik mirasıdır. Amak bunu dışında zeka gelişimi etkileyen çok sayıda dış etmen olmaktadır.

Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, yeteri kadar kilo almak, düzenli beslenmek ve spor yapmak gibi bebeğinizin gelişimini de etkileyen bir çok unsur vardır. Bunları sıralayacak olursak;

Sigara bebeği öldürüyor

Sigara bebeği öldürüyorHamilelik döneminde sigara tüketimi anne adayı ve bebeğin sağlığına ciddi zararlar verebiliyor.

Uzmanlar, hamilelik döneminde sigara tüketiminin anne adayı ve bebeğin sağlığına ciddi zarar verebildiğini belirterek, "Gebeliği boyunca sigara içen gebelerde anne karnında bebeğin ölüm riski çok yükselir" diye söyledi.

Erken doğum, küçük yetersiz beslenmiş bebek doğumu, ileride ciddi zeka ve davranış sorunları, öğrenme güçlüğü riskleri çok artar. Beşik ölümü riski 3 kat artar" uyarısında bulundu.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yeni Doğan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Kültürsay, yaptığı açıklamada, tütün ve tütün mamullerinin kullanımın başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yakalanmada önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi.

Yeni açıklanan Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA) 2008 sonuçlarına göre, "Türkiye'de 15-49 yaş grubu 100 kadının 22'sinin sigara içtiğini" belirten Kültürsay, "Üstelik ortalama günde 11 sigara içmektedirler. Bundan daha kötüsü 100 gebenin 10'u ve emziren 100 kadının 17'si de sigara içmektedir" dedi.

Kültürsay, kentte ve eğitimli kadınlar arasında sigara kullanım oranlarının daha yüksek olduğunu ifade ederek, özellikle anne karnında sigara zehirlerinin bebeğin beslenmesini engellediğini, büyümesini ve zihinsel gelişmesini bozduğunu vurguladı.

Sigaranın kısırlığa ve dış gebeliğe yol açtığını ve kadınların sigarayı bıraktığında daha kısa sürede hamile kalabildiğini belirten Kültürsay, "Sigara içimi gebenin ve bebeğinin oksijen almasını engeller. Bebeği besleyen plasenta yani eşin gelişimini bozarak bebeği gıdasız ve oksijensiz bırakır. Eşin yerleşiminde bozukluklar ve yapıştığı rahim duvarından ayrılmalara bağlı ciddi kanamalar anne ve bebeği riske atar" uyarısında bulundu.

İLK AYLARDA SİGARA TÜKETİMİ DÜŞÜK NEDENİ

Kültürsay, gebeliğin ilk aylarında sigara tüketiminin düşüğe neden olabildiğini belirterek, "Bebekte kalp nomalisi, yarık damak-yarık dudak nedeni olabilir. Hamileliği boyunca sigara içen gebelerde anne karnında bebeğin ölüm riski çok yükselir. Erken doğum, küçük yetersiz beslenmiş bebek doğumu, ileride ciddi zeka ve davranış sorunları, öğrenme güçlüğü riskleri çok artar. Beşik ölümü riski 3 kat artar" diye konuştu.

Gebelikte sigara içilmesinin, düşük doğum kilolu bebeklerin yüzde 20-30'undan ve prematüre doğumların yüzde 14'ünden ve hatta tüm bebek ölümlerinin yüzde 10'undan sorumlu tutulduğunu dile getiren Kültürsay, gebelerin değil sigara içmek sigara içilen ortamlarda bile bulunmamaları gerektiğini bildirdi.

SİGARA BAĞIMLILIĞI ANNE KARNINDA PROGRAMLANMAKTADIR

Kültürsay, sigara bağımlılarının 15. haftaya kadar sigara kullanmamalarının bebeğin zarar görme riskini az da olsa düşürebildiğini vurgulayarak, doğumdan sonra da kesinlikle bebeğin bulunduğu ortamda sigara içilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Sigara dumanına maruz kalan bebeklerde daha fazla solunum yolu ve kulak enfeksiyonları geliştiğini, zatürre, bronşit ve hatta ileri yaşlarda astım riski arttığını ve beşik ölümü riskinin 2 katına çıktığını belirten Kültürsay, "Annelerde ise akciğer ve diğer kanserler, inme, amfizem riski artar. Gebeliğinde sigara içen kadınların çocukları, içmeyenlere göre iki kat daha fazla oranda sigara bağımlısı olmaktadırlar. Yani sigara bağımlılığı anne karnında programlanmaktadır" dedi.


Diyeti her defasında bozan günah keçisi kim

Diyeti her defasında bozan günah keçisi kimDiyetinizin çok iyi gittiği bir anda güzel bir pasta dilimine 'hayır' diyemediğiniz oldu mu?

Eğer kendinize söz verdiğiniz bir hedefinizi başaramazsanız, beyniniz hemen bir ‘neden' aramaya başlar. Buna ‘günah keçisi' de adlandırabiliriz.

Uzun süredir diyetin psikolojisi, başarısız diyetlerin nedenleri, tedavide psikolojik terapi desteğinin bireysel motivasyona etkileri üzerinde çalışıyorum. Bu konuda Mezura Kliniği'mizde sürekli vaka tartışmaları ve özel çalışmalar yapıyoruz. Bugün çalışma arkadaşlarımızla birlikte önemli gördüğümüz, sık karşılaştığımız davranış ve tutumları sizinle paylaşmak istedim.

Hiç uygulamakta zorlanacağınız bir karar verdiniz mi? Diyetinizin çok iyi gittiği bir anda kocaman bir pasta dilimine "hayır" diyemediğiniz oldu mu? Eğer kendinize söz verdiğiniz bir hedefinizi başaramazsanız, beyniniz hemen bir ‘neden' aramaya başlar. Buna ‘günah keçisi' de diyebiliriz.

- Egzersiz programını takip edecek zaman bulamadınız.
- Hedefinizden vazgeçtiniz zaten çok gerçekçi de değildi.
- İşten geç çıktınız, yoldan geçerken fast food almaya mecbur kaldınız.

Disiplin neden bozuluyor?

Disiplinin gerçekten ne olduğunu anlamak için kendinizi tek bir kişi olarak değil, birçok insan olarak görmeniz gerekir. İçimizde coşkulu, kızgın, odaklanmış, plan yapan, üzgün gibi yüzlerce değişik ‘ben'ler vardır. Ancak her ne kadar sahip olduğumuz değişimlerimiz ve durumlarımız olsa da bir seferde sadece ‘biri' olabiliriz. Birçok kişi kendisini özgün bir birey olarak görür. Bizim tüm benlik anlayışımızın temeli, ‘yatağa giden kişi ile sabah kalkan aynı kişidir' fikri üzerine kuruludur. Sen, ‘sen'sin.

Yatağa gittiğimde ‘yorgun ben' veya sabah yataktan fırlayarak kalkmanın kolay olacağını düşünen ‘heyecanlı ben' olabilirim. Ama yedi saat sonra ‘yarı uyanık ben' böyle düşünmüyor olabilir. Özdisiplin, sizin bu yüzlerce, binlerce değişik ‘ben'inizin bir arada çalışmayı kabul etmesi becerisidir. ‘Motive olmuş sen' veya ‘planlayan sen'in bir karar vermesi ve sonra diğer bütün ‘sen'leri buna bağlı kalmaya ikna etme becerisidir. Verilen sözleri tutmak zordur çünkü, siz uygulamaya çalıştığınızda söz veren çoktan çekip gitmiştir. Verilecek sözü şekillendirirken insanların yaptığı birinci yanlış, bunu mantıken kendileriyle yaptıklarını farz ederler. Söz vermekteki maksat aslında, kendimizin diğer tüm değişik ‘ben' varyasyonlarımızla bir anlaşma yapmamızdır. Eğer ben her gün egzersiz yapmak için spor salonuna gitme konusunda söz vermişsem ‘tembel ben'e bunu bildirmem gerekir. Yoksa bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek demektir!

KENDİNİZE VERDİĞİNİZ SÖZLERİ TUTUN

Özdisiplinimizin ölçüsü, içimizdeki ‘ben'lerin birbirine olan saygısıyla ölçülür. ‘Yorgun ben' sabah erken kalmak istemese de, ‘motive olmuş ben' aksini söylerse, her şeye rağmen bunu yapar.
Disiplin; zaman ve gayret gerektirir. Verdiğiniz sözleri yerine getirmekte daha fazla başarılar kazandıkça, ‘siz'in diğer üyeleriniz motive olur.  Disiplinli kişiler, çeşitli düşünceleri arasında üst derecede özinanç yaratmıştır. Bu özinanç, kişilerin geçmişte uyguladıkları kuralları istemedikleri zamanlarda bile devam ettirmelerini sağlar.

Yerine getirmek istediğiniz sözlerinizi yazmaya başlayın. Manivela gücüyle destekleyin ve özinanç ve disiplinle pozitif bir ivme kazandırın. Kendinize verdiğiniz sözleri tutun ve kendinizin (en kötü düşmanı değil), dostu olun.

iÇiNiZDEKi ‘BEN'LERLE TANIŞIN

Eğer bireysel gelişiminizi henüz tamamlamamış ve fazla özdisiplininiz yoksa  bu, kargaşa yaratır. Verdiğiniz sözlerin (kanunların) açık veya bulanık olması fark etmez. Net ve kesin kanunların çok az etkisi vardır.

Eğer tüm değişik halleriniz arasında düzen içinde bir arada yaşama koşulları sağlamadıysanız, bir parça kağıdın veya bir arkadaşa verilen sözün o kadar insanı hizaya getirmesini bekleyemezsiniz.
‘Motive olmuş / sağlıklı sen' egzersiz yapmak için spor salonuna gitmeye karar verse de  ‘tembel sen' aksini isteyebilir.

Ceza ve ödüller belirleyin

Eğer disiplininiz yoksa, verdiğiniz sözleri daha anlamlı sonuçlarla takviye etmelisiniz. Toplum-da kanuna karşı gelenlere ceza verilir. Siz de, kendiniz için oluşturduğunuz kanunlara bağlı kalmanız için ceza ve ödüller belirlemelisiniz.

Bu zorlamaya (baskı), ‘manivela gücü' veya ‘kaldıraç' denir. Örneğin bir roman yazmaya başlasanız ve o aşamada bir arkadaşınıza, romanı bitirdiğinizde geri almak üzere bir miktar para verirseniz, yazmaktan vazgeçmezsiniz.

‘Tembel sen', ‘yaratıcı yazar sen'in kanunlarının ruhu ile anlaşamayabilir, ama uygulamamanın bedelinin ağırlığını da inkar edemez.

Çoğu zaman, ek ‘manivela gücü'ne gerek kalmaz ve verdiğiniz sözün sonuçları, sizin motive olmanıza yeterlidir.

Ancak siz devamlı olarak verdiğiniz önemli bir sözü tutmakta başarısız olursanız, daha fazla ‘manivela gücü' eklemeniz gerekir.


Bel çevremiz neden kalınlaşır?

Bel çevremiz neden kalınlaşır?Pek çok bayan düşük bel pantolonlardan taşan ve dar kıyafetlerde kötü bir görüntü veren bel çevresi yağlarından şikayetci olurlar.

Pek çok kadın düşük bel pantolonlardan taşan ve dar kıyafetlerde kötü bir görünüm veren bel çevresi yağlarından şikayetçi olurlar. Hem görsel açıdan hem de pek çok hastalığa zemin hazırlaması nedeni ile bel çevresi yağları önemsenmeli, sağlıklı beslenme programı ve egzersiz ile önlenmelidir.

Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Şefika Aydın Selçuk, "Bel çevresi yağlanmasının nedenleri ve Memorial Ataşehir Tıp Merkezi'nde uygulanan ayrıntılı vücut analiz cihazı ile abdominal yağlanmanın ölçülmesi ve çözüm yolları" hakkında bilgiler verdi.

"Bel çevrem kalınlaştı, göbeğim yağlandı, kilo veriyorum fakat göbeğim hiç gitmiyor." gibi cümleler kilo sorunu olan-olmayan herkesin yaşadığı ve şikâyet ettiği dönemlerde dilden düşmeyen cümlelerdir. Kalıcı tedavinin diyet tedavisi olduğu kabul edilmesi gereken bu tip yağlanma, aslında birçok kronik hastalığın oluşmasında etkin bir rol oynamaktadır.

Ayrıntılı vücut analizi bel çevresi yağ dağılımı ve miktarı hakkında 1 dakikada bilgi verir. Yapılan ölçümler sonucunda kişinin genel yağ yüzdesi, yağ kütlesi, bölgesel olarak yağ ve kasın dağılımı, bel kalça oranı baz alınarak yağlanmayı azaltacak diyet planlanır.

Bel çevresi geniş olan kişilerde kronik hastalıkların görülme sıklığı yüksektir!

Özellikle metabolik sendrom, dislipidemi, kardiyovasküler hastalıklar ve tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde bu yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu kişilerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir. Diyet tedavisi bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır.

1. ADIM: Bel çevresi yağlanmasının nedenini araştırmak

- Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir indikatör değildir. Fakat abdominal yağlanma olarak tanımladığımız bel çevresi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.

- Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.

- Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.

- Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma.

- Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.

- Kronik stres bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.

2. ADIM: Nedeni bulduktan sonra çözüme yönelmek gerekir.

Bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için doktor kontrolü sonrasında gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır.
Kilo fazlalığı; fazla kilolu olma ya da obezite hangi aralıkta olursa olsun beraberinde vücutta yağlanmayı da artırmaktadır. Yapılan vücut analiz ölçümlerinde bu yağlanmanın miktarı ve dağılımı hakkında sonuç alındıktan sonra sık takiple kişinin sağlıklı kiloya gelmesi hedeflenir.

Bu konuda hedeflenen tartı çok önemlidir. Hedef tartı uzun süre korunabilecek, kişinin boyu ve ayrıntılı vücut analizi ölçümü dışında yaşını da göz önüne alarak hesaplamak gerekir. Kısacası hedef kilo sağlıklı kilo olmalıdır. Diyetin içeriği karbonhidrat, yağ ve proteince dengeli olarak kişiye uygun olarak planlanır.

3. ADIM: Yağlı ve karbonhidratlı besinlerin tüketiminde miktar kontrolü şart!

Yine sıklıkta duyduğumuz cümlelerdir " Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? " bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar ve bel çevresinde depolanır.

İnsülin direncine dikkat!

Özellikle insülin direnci gibi diyabet oluşum riski artmış kişilerde sıklıkla gördüğümüz abdominal yağlanmada diyetin içeriğinde özellikle glisemik indeksi düşük diyet uygulanarak bu kişilerde oluşan sürekli açlık hissinin ortadan kaldırılması ile kilo kontrolü sağlanır.

Özellikle insülin direnci ile gelen hastalar "Yedikçe yeme isteğim oluyor, yemek sonrasında hemen canım tatlı bir şeyler çekiyor, sık acıkıyorum, çok sık tatlı yiyorum" gibi gıda alımında sıkıntılarla gelmekteler. Çünkü insülin direncinde aldığımız tüm besinlerin içeriğinde bulunan karbonhidrat olan şeker kandan hücrelere taşınamıyor ve hücreler kendini sürekli aç hissedip beyne açlık sinyali gönderiyor. O açıdan diyet yeterli ve dengeli öğünlerle sık aralıklı ve kan şekerini hızlı düşürüp kişiyi hemen acıktırmayacak şekilde planlanmaktadır.

Özellikle glisemik indeksi düşük bu diyetlerde pizza, burger gibi fast food yiyecekler, beyaz pirinç, makarna, gözleme, börek, reçel, bal, tatlılar, meyvelerden muz- incir- kavun- üzüm gibi daha birçok besinde kısıtlama yoluna gidilmektedir. Çünkü bel çevresini artıran besinler genelde glisemik indeksi yüksek gıdalardır.

Geçici çözümler uygulamayın!

Doğru zannettiğiniz en büyük yanlış yağlanmanın sadece bel çevresinde biriktiğini düşünmeniz
Karın çevresinde oluşan yağlardan lipoliz, mezoterapi ve liposuction benzeri yöntemlerle ancak geçici olarak çözüm bulabilirsiniz. Bu konunun uzmanları da bel çevresi yağlanması yüksek olan kişilerde öncelikle fazla kiloların verilmesini vurgulamaktadırlar.

Yapılan yağ analizlerinde kişilerde abdominal yağlanma dışında bacak, kalça, gövde ve kollarda da yağ yüzdelerinin beldeki kadar yüksek hatta bazen beldekine oranla daha yüksek yağ yüzdelerine sahip olduğu görülmektedir. Yani kişi kilo alımı sırasında sadece karından yağ almış olduğunu görünüşünde hissetse bile ölçümler diğer bölgelerde de yağın kasa oranla olması gerekenden daha yüksek olduğu görülmektedir.

Bu sebeple bu kişilerde genel yağlanmayı düşürecek şekilde diyet yapılarak vücudun tüm bölgelerinde yağ kaybı hedeflenecek şekilde kilo verimi sağlanır.

Unutmayın her gıdanın fazlası vücutta depolanmayı tercih edecektir. Meyvenin fazla tüketimi de bel çevresini artırabilir. Yeterli miktarda tüketmek en önemlisi!

Genel beslenmelerde yapılan en büyük hatalar;

- Akşam sadece meyve yiyip yatmak
- Saat 6' dan sonra yemek yememek
- Kahvaltı, öğle gibi ana öğünleri atlamak
- Diyette hiç ekmek yememek
- Ara öğünler yapmamak
- Yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık tüketmek
- Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek
- Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla tüketmek
- Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda tüketmek.

Herkesin alması gereken kalori farklıdır

Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta bel çevresi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir.
Önemli olan aynı öğünde çok çeşit yemekleri bir arada tüketmek değil farklı günlerde az miktarlarda çeşitli beslenmektir!

Amaç yediklerinizi hep daha aza indirmek değil enerji harcamanızı arttırmak olmalıdır!


Aslında bir adımsayar alarak öncelikle günlük nasıl bir harcamanız olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Çalışmalar bir kişinin günde 8000-10000 adım atması gerektiğini vurgulamaktadır. Çok hareketli olduğunuzu veya hareketsiz olup olmadığınızı anlamanın en pratik yolu adımsayar alıp kendinizi takip etmek ve adım sayılarınızı gün geçtikçe artırarak daha da enerji harcamak atacağınız en büyük adımdır!
Egzersiz yapmak vücutta genel yağlanmayı azaltan en önemli parametrelerden bir tanesidir.

Özellikle yürüyüş ya da yüzme vücutta hem bölgesel hem genel yağlanmayı düşüren 2 spor şeklidir. Haftada 4 kez 35-45 dakika tempolu aralıksız yapılan aktivite yağlanmayı azaltır. Hızlı yapılan aktivite sizi daha çok terleten aktivite kas oranınızı azaltmaktan öteye gidemez.
Romatizması, kalp sorunu, hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalığı bulunan kişilerin hekimlerinin kontrolünde önerilerine uyarak spor yapmaları gerekmektedir. Egzersizi tek başına uygulamak yağlanmanızı azaltmaz tam tersi size kilo bile aldırabilir. Diyetinizi de alarak öneriler eşliğinde abdominal yağlanmayı düşürebilirsiniz.


Orgazm olmak sağlığa yararlı mı zararlı mı?

Orgazm olmak sağlığa yararlı mı zararlı mı?
Sık orgazm olmanın sağlığımızı bozacağını mı düşünmekte misiniz?

Araştırmacı Komisaruk, Beyer-Flores ve Whipple, Orgazm Bilimi isimli son kitabında orgazmı, sağlığı olumlu etkileyen bir aktivite olarak görüyor.

Bu konuda daha önce yapılan çalışmalar da yine bu soruya aynı cevabı veriyor: Orgazm sağlığa yararlıdır.

İngiltere'de yapılan bir araştırmada, erkeklerin orgazm sıklığı ve ölüm oranları arasındaki ilişki gözlemlendi. 10 yıl boyunca devam eden araştırma sonunda, daha sık ve düzenli orgazm olan erkeklerin, daha seyrek ve düzensiz orgazm olan erkeklere oranla ölüm riskinin daha az olduğu ispatlandı.

Çeşitli araştırmalarda, uyarılma ve orgazm sırasında salgılanan hormonların, kanser ve kalp hastalıklarına karşı vücudu koruduğu tespit edildi.

Araştırmalar aynı zamanda, orgazm sırasında salgılanan oksitosin ve endorfinin rahatlatıcı özelliğini gösteriyor. Mastürbasyon sonrasında uyuma isteği ve seksin baş ağrısını geçirme özelliği de tamamen bu salgılardan kaynaklanıyor.

Ayrıca düzenli orgazm olan erkeklerin prostat kanserine yakalanma riskinin azaldığını gösteren çeşitli araştırmalar da mevcut. Orgazm sırasında birçok insan genel baş ağrılarının ve migren ağrılarının azaldığını söylüyor.

Sonuç olarak, orgazmın sağlığa yararlı mı zararlı mı olduğu sorusuna cevap olarak, düzenli orgazm olmanın, sağlığa birçok fayda sağladığı ve özellikle kalp sağlığınız için orgazmı ihmal etmemeniz gerektiğini söyleyebiliriz.


İdeal kilonuzla hamile kalmayı deneyiniz

İdeal kilonuzla hamile kalmayı deneyinizHamile kalmaya karar vermeden önce, anne adaylarının ideal kilolarında olmaları çok önemlidir.

Pek çok kadın "Hamile kaldığımda çok kilo alacak mıyım, daha sonra bu kiloları verebilecek miyim?" sorusunu kendilerine sorarlar. Ancak hamile kaldıklarında ideal kilolarında olup olmadıklarını pek önemsemezler. Aslında anne adayının da doğacak bebeğin de sağlığı açısından önemli unsurlardan biridir, anne adayının ideal kilosunda olmasıdır.

Hamileliğe İdeal Kilonuzla Başlayın, Hem Bebeğiniz Hem Siz Daha Sağlıklı Olun

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Asena Ayar hamileliğe kilolu ya da normal kilosunun altında başlayan anne adayları ve hamilelik döneminde normalin üzerinde kilo alan annelere bazı önerilerde bulunuyor.

Fazla Kilo, Çocuk Sahibi Olmayı Olumsuz Etkiliyor
Fazla kilo ile yumurtlama problemleri, kıllanma ve insülin resistansı arasında yakın bir ilişki olduğu ve bunların çocuk sahibi olmayı olumsuz etkilediği ispatlanmıştır. Öyle ki, kadında adet düzensizliği ya da yumurtlama problemleri var ise, sadece kilo vererek ve egzersiz yaparak, adetler düzenlenebilir, kiloya bağlı kan metabolizması değişiklikleri geriye döndürülebilir.

Hamilelik Öncesi Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Fazla kilolu olarak hamile kalırsanız;

- Hamileliğiniz sırasında kronik hipertansiyona yakalanma oranınız yükselir.

- Preeklampsiye (hamilelik zehirlenmesi) yakalanabilirsiniz.

- Hamilelik şekeri riskiniz artabilir.

- Kilolu bebek doğurabilirsiniz.

- Ölü doğum gerçekleştirebilirsiniz.

- Yüksek olasılıkla sezaryenle doğum yapmanız gerekir.

- Doğum sonrası kanamalarınız, alt karın, idrar yolu, yara yeri enfeksiyonlarınızın olma olasılığı fazladır.

- Bebeğinizde beyin-omur-omurilik bozuklukları, karın duvarı, kalp anormallikleri ve birçok başka anormalliklerin görülme olasılıkları artabilir.

Bu sebeple fazla kilolu anne adaylarına, hamilelik öncesinde anne adaylarının yağdan fakir, liftten zengin diyet uygulayarak ve egzersiz yaparak kilo vermesi önerilir. Bu diyeti yaparken anne adayının doktorundan ya da bir beslenme-diyet uzmanından bilgi alması çok önemlidir. Çünkü bilinçsizce yapılan diyetler gebe kalma şansınızı azaltabilir.

Çok Zayıf Anne Adayları da Dikkatli Olmalı

Hamilelik döneminde kilo artışına dikkat edilmesi gerektiği gibi, hamilelikten önce de anne adayının ideal kilosunda olması oldukça önemli. Ancak sadece fazla kilolu anne adayları değil, normalin altında kiloda olan anne adayları da dikkatli olmalı. "Aşırı zayıflık da hamilelik şansını tehlikeye atıyor" bunu unutmayın! Ayrıca zayıf kadınlarda, yetersiz beslenmeye bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri sıklıkla görülür. Bu sebeple, hamile kalmaya karar vermeden 3 ay ile 1 yıl önce uygun bir beslenme programı ile ideal kilonuza ulaşın. Anne adaylarına önerimiz vücut kitle indeksleri 18,5–24,9 kg/m2 arası, yani normal kilolu olarak hamileliğe başlamalarıdır.

Hamilelik Döneminde İki Kişilik Yemek YEME!

Hamilelik öncesinde anne adayının ideal kilosunda olması kadar hamilelik sırasında da kontrollü yemek yemesi ve beslenmesine dikkat etmesi de çok önemlidir. Hamilelik sırasında çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin gruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik' yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek.

Hamilelik döneminde önerilen; tüm temel besin maddelerinden yeterli ve düzenli olarak alarak ideal beslenme şeklini oluşturmaktır.. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden önemlidir. Besin değeri düşük gıdaları fazlaca tüketmek, gereksiz kilo almaktan başka bir işe yaramaz.  Uygun beslenme planı için doktorunuzun ya da bu konuda uzman bir diyetisyenin önerilerinden yararlanmanızda fayda var.

Hamilelik döneminde kişiden kişiye değişse de normal kilo alımı oranı 10 – 12 kilo arasında değişir. Ancak bu, anne adayının hamilelik öncesi kilosu ve boyu, yaşı, daha önce sahip olunan bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet vs.) olup olmadığı, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, günlük fiziksel aktivitesine göre değişebilir.

"Zayıf Hamilelik" Modasını da Takip Etmemeli

Hamilelik döneminde bilinçsizce besin değeri düşük gıdaları, aşırı şekilde tüketerek fazla kilo almak kadar, formunu kaybetmemk için az beslenmek de zararlıdır. Son yıllarda giderek yayılan zayıflama trendi, anne adaylarını da etkisi altına almaya başladı. Hamilelik sürecinde fazla kilolardan korkan anne adayları, formlarını kaybetmemek için bilinçsiz diyetler yaparak zaman zaman bebeklerinin hayatlarını tehlikeye sokabiliyor. Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel yönden iyi gelişmesinin anne adayını sağlığı ve beslenmesiyle doğru orantılı olduğu unutulmamalıdır.


Aşırı kilolar kadın ömrünü kısaltıyor

Aşırı kilolar kadın ömrünü kısaltıyorDoğru beslenme alışkanlıkları kendinize edinin. Vücut kitle endeksinizi dikkatle hesaplayın. Hatta buna bel ölçünüzü de ekleyiniz.

Tatille beraber birkaç kilo aldım. Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım bir türlü kilo veremiyorum. Birkaç kilo bu kadar önemli mi? Vermesem sağlığım için bir zararı olur mu? Seda Ü./Ankara

Kilo fazlalığı ve obezite sorunu günümüzde azalmak bir yana giderek artıyor. Peki kilonuzun normal değerlerde olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? İşte bu noktada vücut kitle endeksinizi hesaplamak önem kazanıyor. Vücut kitle endeksinizi, vücut ağırlığınızı (kilo olarak), boy uzunluğunuzun (metre olarak) karesine bölerek hesaplayabilirsiniz...

Örneğin 70 kilo, 160 cm olan birinin vücut kitle endeksi 70/(1.60 x 1.60) olarak 27.3 kg/m2 oluyor. Bu değer 25'i geçtiğinde kilolu, 30'u geçtiğinde ise obez kategorisinde sayılıyorsunuz.

ZORLANIRSINIZ!

Araştırmalar orta yaşlara obez olarak giren kadınlarda, ileri yaşlara ulaşma olasılığının yüzde 80'e varan oranlarda azaldığını gösteriyor. Amerika'da 17 bin kadını 24 yıl boyunca takip eden bir çalışma, vücut kitle endeksindeki her bir puanlık artışın 70 yaşında sağlıklı bir kadın olma olasılığınızı yüzde 12 azalttığını gösterdi.
18 yaşından itibaren alınan her kilo 70 yaşı geçme ihtimalinizi yüzde 5 azaltıyor.

18 yaşında kilolu olup, üzerine yıllar içinde 10 kilo alırsanız 70 yaşa ulaşma şansınız yaklaşık yüzde 20. Üstelik burada söz konusu olan sadece kalp-damar problemleri, şeker hastalığı, kas-eklem problemleri gibi kronik hastalıklara yakalanma riski de değil! Kilonuzdaki ufak artışlar fiziksel ve zihinsel kapasitenizi de azaltıyor.

Yani ileri yaşlarda kendi kendine yeten, oturup kalkabilen, yürüyüp ihtiyaçlarını giderebilen, ev işlerini, alışverişini tamamlayabilen, torunlarıyla konuşup oynayıp, finansal olarak kendini idare edebilen bir 'genç' yaşlı olmak istiyorsanız en başta kilonuza dikkat etmeniz gerekiyor. Uzmanlar bu risklerin erkekler için de geçerli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle kilo problemini hafife almayın.

BELİNİZİ ÖLÇÜN!

İşe önce beslenmede yaptığınız yanlışlarınızı gözden geçirmekle başlayın. Doğru beslenme alışkanlıkları edinin. Vücut kitle endeksinizi dikkatle hesaplayın. Hatta buna bel ölçünüzü de ekleyin. Bel çevrenizi kadınsanız 80, erkekseniz 88 cm altında tutmaya gayret edin. Beslenmeye gösterdiğiniz özeni egzersiz için de mutlaka gösterin. Günde en az 30-60 dakika arası orta şiddette aktivite yapın. Gerektiğinde uzman bir doktora ve diyetisyene başvurmaktan kaçınmayın.

BİRÇOK KİŞİ GİZLİ DİYABETLİ OLDUĞUNUN FARKINDA DEĞİL

* Soru: Şimdiye kadar bir rahatsızlığım yoktu. Son zamanlarda ise ani şeker yükselmeleri yaşıyorum. Acaba bende gizli diyabet mi var? Bu nasıl anlaşılır? Esin T./İst

Amerika'da 2003-2006 seneler arasında 24 bin 275 kişi üzerinde yapılan Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Araştırması'na göre pek çok kişi gizli şeker hastası olduğunun farkında değil. Yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinde gizli diyabet var.

ŞEKERİNİZİ ÖLÇTÜRÜN!

Oysa sadece yüzde 4'ü bu durumdan haberdar. Gizli şeker hastalığı ön diyabet olarak da bilinir. Açlık kan şekeri ve glukoz toleransında bozulmayla ortaya çıkar. Tip 2 şeker hastalığına dönüşebilir, kalp hastalığı ve inme riskini arttırır. Bu durum daha sık olarak ileri yaşlarda, kilolu kişiler ve kadınlarda karşımıza çıkıyor. Gizli şeker tanısı konulanlar beslenme ve egzersiz gibi hayat tarzı değişimleriyle bu riskleri önleyebilir. Bu nedenle eğer şimdiye kadar kontrol ettirmediyseniz; açlık kan şekerinizi mutlaka ölçtürün.


Midenizde yanma varmı?

Midenizde yanma varmı?Midenizden boğazınıza doğru bir yanma hissi varsa bu haber yam size göre.

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında çok kişide görülen fazla yaygın bir hastalıktır. Mide yanması yemekten önce, yemek esnasında veya yemekten iki üç saat sonra hissedilir.
Besinler, sindirim fonksiyonunun bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek amacıyla hazırlanıyor. Mide bu fonksiyonunu yaparken iç yüzeyini kaplayan zarın alt kısmındaki salgı hücrelerini, besinlerin olması gereken değişimini sağlamak için uyarıyor. Bu esnada meydana gelen bir dengesizlik, çok aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına neden olarak yanma hissine sebep oluyor.

AZ AMA SIK BESLENİN
Atalarımız, midede yanma hissettiklerinde o an bir lokma ekmek içi yerlermiş. Ekmek içi değil ancak o an bir şeyler yemenin doğru bir metod olduğunu savunan günümüz hekimleri de az fakat sık yemeyi tavsiye ediyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin yakınmaları azaltacağını ifade ediyorlar.


YEMEK SÜRESİNİ UZATIN
Yemek yemeye daha çok vakit ayırın. Ayaküstü değil de sofrada oturarak acele etmeden yiyin. Acele yemek mide çalışmasına zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

TAM DOYMADAN SOFRADAN KALKIN
Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

UYKU YEMEK ARASI 3 SAAT OLMALI
Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.

Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.

Sigaradan uzak durun.

Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden yapamıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını az için. Domates ya da portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu sebeple sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol sakın almayın.

Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…

Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana : Lahanayı çiğ şekilde yiyin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyuyla karıştırın ve bunu için. Lahana, doğal ülser ve gastrit ilacı olarak tanınır. 4′te bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler biçiminde doğrayın. Bir kerevizi soyarak doğrayın. Bir havucu temizleyip ince ince dilimleyin.  Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu veya kereviz suyuyla karıştırarak için.

Elma sirkesi : Salatalarda veya mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. Yemeklerden sonra için.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin veya haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte var olan bioflavionid maddesi, midenin koruma görevini artırıyor.

Muz : Mideyi seven meyvelerin en başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu ve dostu. Yapılan son incelemelere göre midedeki çok fazla olan asitlenmeyi azaltıyor.


Gözenekler Nasıl Kapanır

Gözenekler Nasıl KapanırCiltte biriken yağ ve doku artıkları belli bir süre sonra gözeneklerin genişlemesine neden olabiliyor. peki Gözenekler Nasıl kapanır? haber detayımızda.

Yaş ilerleyince deri elastiyeti azaldıkça gözenekler daha çok genişler. Ayrıca terleme nedeniyle yağ salgısı arttıkça ciltteki gözenekler genişleyebilir. Cilt tipi de bu konudaki önemli etkenlerden biridir. Örneğin yağlı ciltlerde genellikle kuru yapılı ciltlere göre daha fazla sayıda genişlemeye eğilimli gözenekler bulunur.

Güneşe aşırı maruz kalma, hatalı ürün ya da belli ilaçların kullanımı gözeneklerin durumunu etkileyebilir mi?

Yaz mevsiminde vücuttaki ter salgısının artışına bağlı olarak gözenekler genişler. Aynı şekilde kullanılan kozmetik kremler, çeşitli ilaçlar, yoğun kıvamlı kapatıcılar ve makyaj ürünlerinin bir kısmı gözeneklerin tıkanmasına neden olabiliyor.

Özel ürünler kullanarak bu sorunu çözmek mümkün mü?

Gözenekleri küçültmek için lokal olarak A vitamini içeren ürünler, glikolik asit ve salisilik asit içeren soyucular, dermatologların muayenelerinde kullanılan özel kimyasal etkili soyucu, doldurucu peeling ajanları kullanılabilir. Bu ürünlerin etki mekanizması; ciltte keratin hücrelerinin oluşumunu azaltmak, gözenek derinliğim azaltıp, kolajen yapımını uyararak gözeneklerin daralmasını ve çaplarının küçülmesi üzerine çalışır. Bunun yanında kremlerin etkisiz kaldığı vakalar için lazer terapi yöntemleri işe yarayabilir.

Gözenekleri temizleyen bantlar bu sorunu çözme konusunda işe yarıyor mu?

Gözenek temizleyici bantlar küçük çaplı sorunları çözmek için kullanılabilir ancak tıkanmış gözenekleri kesin olarak temizledikleri söylenemez.

Gözeneklerin tıkanmasını engellemek için ne gibi önlemler alınabilir? Nelere dikkat etmek gerekir?

Öncelikle sorun yaşanan bölgenin düzenli olarak temizlenmesi, yağ salgısının doğru kozmetik ya da dermatolojik ürünlerin kullanılarak dengelenmesi ve ölü keratin hücrelerinin bölgeden uzaklaştırılması gerekir. Bunun için de deriyi soyan çeşitli peeling ürünlerinin kullanılmasını öneriyoruz. Elbette bu konuda öncelikli olarak bir dermatologla görüşülmesi çok çok önemli. Açık gözeneklere cerrahi olarak müdahale edilemiyor. Kimyasal peeling işlemi ya da mikrodermabrazyon, gözeneklerin sıkılaşması konusunda en iyi sonucu veren işlemler arasında bulunuyor. Bu tedaviler ayrıca cildin yüzeyindeki düzgünlüğü bozan engebe ve izleri yumuşatarak, daha düzgün bir görünüm kazandırıyorlar.


Şifalı Bitki Çayları

Şifalı Bitki ÇaylarıHer derde deva bitki çayları listesi haber detayımızda.

Çeşitli hastalıklar ve rahatsızlıklar tedavisinde yüzyıllardır bitkilerden yararlanıldığını bilmekteyiz. Günümüzde bu kültür artık eskisi kadar popüler olmasa da, her sorun için ilaç kullanmak yerine, bitki çaylarıyla kendinizi tedavi etmeniz mümkün.

Her derde deva bitki çayları
Adaçayı
Mide ve bağırsak gazlarını giderip, mide bulantısını kesebilir. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderebilir. İdrar söktürücü etki gösterebilir.

Böğürtlen
Dikenli ve çalı görünümünde bir bitkidir. Kullanılan kısımları yaprakları ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar çiçek açmadan toplanır; gölgede kurutulur. Yaprakları tanen ve organik asitler içerir. Hafif kabız edici özelliği olmakla beraber diş etleri, bademcik ve boğaz iltihaplarında, ishal ve basurda kullanılabilmektedir.

 Nane
Yaprakları çay halinde yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, bulantıyı giderici olarak kullanılır. Bunun yanında çeşitli ilaçların terkibinde kullanıldığı gibi, yapraklan çiğ veya kurutulmuş olarak yemeklere konur.

Dağ çayı
İştah açıcı ve mide ağrılarını kesici özelliklere sahiptirler.

Papatya
İdrar çoğaltıcı, iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkilere sahiptir. Basur memelerinde ağrı kesici, tedavi edici etkiye sahiptir. Boyar madde olarak da kullanılır.

Kuşburnu
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır.

Melisa
Yapraklar yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sahiptir. Hazımsızlık, baş ağrısı ve migrende de faydalıdır.

Ihlamur
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir; çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır.

Sinameki
Memleketimizde çok kullanılan müshil ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz.

Yogi çayı
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika bekleyin.

Rezene
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı.

Hindiba
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.

Zencefil
Ayurveda ve Çin tıbbında 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur, özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca farenjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor.

Elma
Elma, besin değeri dışında, nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastalan bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, baş ağrılarına iyi gelir.

Sarı kantaron
Hazmı kolaylaştırır. Mide yanmalarına iyi gelir. Heyecanı yatıştırır. Uykusuzluk durumunda rahatlatıcı etkisi var. Kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olur. San kantarondan hazırlanan eriyik yaralarda, yanıklarda, harici olarak kullanılabilir.

Biberiye
Kabızlığı giderir. Sindirim sistemine uyarıcı etki yapar. İdrar söktürür. Baş ağrısına iyi gelir. Dolaşımı canlandırır. Vücuttan zehirli maddeleri atmaya yardıma olur.

Ekinezya (koni çiçeği)
Echinacea purpurea, soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi durumlarda dünyanın en önemli şifalı bitkilerinden olup, kuru toprak ve ovalar ile seyrek ormanlık arazilerde doğal olarak yetişen çok yıllık bir bitkidir. Kızılderililer bitkinin kökünü ve yapraklarını her tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı başarıyla kullanıyorlardı.

Kişniş
Gaz giderici ve hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır.

Defne
Antiseptik özellik taşır. Hazmı kolaylaştırır. Uykusuzluk problemine yardımcı olur. Saç dökülmesini engeller. Rahatlatıcı etkisi vardır.

Yabanmersini (vaccinum myrtillus)
30-35 cm. yükseklikte, kışın yapraklarını döken küçük bir bitkidir. Yabanmersini, yüzyıllardır yenilebilir, lezzetli bir yabani meyve olarak kullanılmaktadır. Yabanmersini meyve ekstreleri (özü) üzerine yapılan çalışmalarda, bu meyvenin göz ve damar sistemi üzerine olan etkisinin, bir bioflavonoid olan antosiyanidinler (anthocyanosides) denilen, toksik (zehirli) olmayan, suda çözülebilir, biyolojik aktif ve antioksidan olan bir grup bileşikle ilişkili olduğunu gösteriyordu. Bu bileşikler antosiyan (anthocyans) türevleri olup, meyve ve çiçeklerdeki kırmızı, mavi ve mor renklerinden sorumlu pigmentlerdir (renk maddeleridir). Yabanmersini meyveleri üzerinde yapılan çalışmaların çoğunda purifiye edilmiş (arındırılmış ve temizlenmiş) ve yüzde 25-36 arasında antosiyanidin içeren ekstreler kullanıldı. Yabanmersini ekstrelerinde en azından 15 farklı antosiyanidin bileşiği tespit edildi. Şu anda Amerika'da üretilen pek çok standardize edilmiş yabanmersini ekstresi yüzde 25 antosiyanidin içermektedir.

Alıç
Meyveleri 6-10 mm. çapında, 1-3 tohumlu, esmer-kırmızı veya kırmızı renklidir. Hafif ekşimsi lezzetli meyveleri yenilmektedir. Alıç ağacının yaprak, çiçek ve meyveleri Orta Çağ'dan beri özellikle kalp destekleyici ve kalp-damar sistemi fonksiyonlarını normalize etmek için kullanılmaktadır. Her biri, bitkiye çok güçlü antioksidan özellikler veren flavonoid (flavonlar) bileşikleri açısından oldukça zengindir. Alıç, kalp-damar sistemi (cardiovascular system) üzerinde pozitif etkiler gösteren 3 grup ana bileşik içerir. Bu bileşikler, triterpenoid saponinler (tıiterpenoid saponins), arninler (amines) ve flavonlar (flavonoids)'dır. Alıcın antioksidan etkisi, serbest radikal oluşumunu engelleyerek kalbin tümünü olumlu yönde etkilemektedir.

Isırgan otu çayı
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırgan otu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırgan otu yeterlidir.


Ağız Kokusunu Önlemenin Yolları Nelerdir

Ağız Kokusunu Önlemenin Yolları NelerdirGünlük hayatta birçok kişiye sıkıntı olan ağız kokusu için basit ama etkili önlemler almak mümkün.

Ağız kokusu sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve 'volatile sülfür' adı verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içinden kaynaklanır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı yada sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya neden olurlar.

Ağız kokusuna sebep olan problemler: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.

Ağız kokusunda yapılması gereken öncelikle teşhis ve tedavidir.

Ağız kokularında yapılması gerekenler:
- Tüm çürükler tedavi edilmeli.
- Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Cepler ve diş taşları önlenmelidir.
- Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmelidir.

Ağız kokusunu önlemek için bunları uygulayın:
- Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanınız.
- Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayınız.                    
- Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur.  
Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemlidir.
- Nane şekeri,ağız spreyleri yada gargaralar ağız kokusunu önlemez sadece kısa bir süre (5-7 dk) önler.
- Ağız kokusunu önlemek için su ve hidrojen peroksit'den hazırlayacağınız bir gargara olumlu etki yaratabilir.
- Gıda kaynaklı (sarımsak ,soğan,alkol vb) kokularda ise ertesi sabah aç karnına içilen bir bardak soğuk süt kokuyu belirgin miktarda azaltır.


Beyne benzeyen ceviz beyne iyi geliyor

Beyne benzeyen ceviz beyne iyi geliyorGümüş içeren cevizin direkt olarak beyne etki ederek özellikle çocukların zeka gelişiminde büyük rol oynadığı söylendi.

Ulusal Ceviz Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Yayar Akça, Ülkemiz'de ceviz üretiminin istatistiklerde yer aldığının aksine 70 bin tonla sınırlı olduğunu söyledi.

Üretiminin az olması nedeniyle yüksek fiyatının da etkisiyle ceviz tüketiminin az olduğuna belirten Akça, böylesine önemli bir ürünün ülkedeki çocukların önemli bölümü tarafından tüketilemediğini söyledi

Akça, cevizin insan sağlığı ve beslenmesinde çok önemli bir yer tuttuğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Özellikle kış aylarında en önemli enerji kaynaklarından biri olan cevizin 100 gramından 700 kilokalori enerji elde edilebiliyor. Mineral, protein, vitamin ve yağ açısından oldukça zengin bir ürün. Halen üzerinde ciddi araştırmalar yapılıyor. Kolesterolü düşüren, tansiyonu düzenleyen, kalp ve damar sağlığı açısından büyük faydaları bulunan cevizin en önemli özelliği zekayı geliştirmesi. Beyin ve ceviz, şekil açısından olduğu kadar içerik olarak da çok benziyorlar. İnsan vücudunda gümüşü kullanan tek organ beyindir. Bu açıdan gümüş içeren ceviz, özellikle çocukların zeka gelişiminde büyük rol oynuyor."

GÜMÜŞ BEYİNDEKİ BİLGİ ALIŞVERİŞ HIZINI ARTIRIYOR

"Cevizdeki gümüşün, beynin sağ ve sol tarafındaki bilgi alışverişinin hızını artırdığını" belirten Akça, "Fazla ceviz tüketenlerde zeka gelişiminin yüksek olduğu bir gerçek. Özellikle Türkiye'deki cevizler, gübreleme ve ilaçlama olmadığı için tamamen organik. Bu açıdan da Türkiye'de üretilen cevizlerin insana en küçük bir zararı yok" dedi.

Akça, cevizin çocukların beslenmesine mutlaka girmesi gereken çok önemli bir ürün olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Sağlıklı ve zeki bir nesil için okullarda sadece süt değil çocukların ceviz, badem ve fındık tüketmesi de sağlanmalı. Bu, Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıklarınca ulusal politika haline getirilmeli. Her sabah, bir ilköğretim çocuğu masaya oturduğunda mutlaka 3 ceviz içi yemeli. Bu tüketim badem ve fındık gibi ürünlerle desteklenmelidir."

Yetişkinlerin ise günde 5 ceviz içi yemelerini öneren Akça, "Dünyanın en iyi kalpçileri mutfağa 5 ceviz girmesini öneriyor. Ceviz üretimini ve tüketimini artırmamız gerekiyor. Sağlıklı bir gelecek için cevize daha büyük önem vermeliyiz. Gelişmiş ülkeler, sabah kahvaltısında ceviz tüketiyor. Dondurmalarında bile ceviz kullanıyorlar" diye konuştu.


Kramplar neden olur?

Kramplar neden olur?Vücudumuzun çeşitli bölgelerinde Kramplar neden olur?

Vücudumuzun çeşitli bölgelerinde zaman zaman kramplar olur; peki bazen günlük yaşamınızı etkileyecek kadar güçlü olan bu ağrıların sebeplerini hiç merak ettiniz mi?

Uzmanlar, kaslarda şiddetli bir ağrıyla beraber, istek dışı aniden meydana gelen kasılmalar şeklinde görülen krampların önemsenmesi gerektiğine söylüyor. Sık rastlanan basit kramp nedenlerinden biri aşırı terleme sonucu oluşan ve vücutta aşırı tuz kaybına bağlı olanlar. Bu durum aşırı ve yoğun spor yapma, sıkı giyinip terleme, çok sıcak bir ortamda uzun süre çalışma gibi sebeplerle oluşabilir. Ayrıca bayanlarda âdet öncesi,daha çok karın bölgesinde kramplar oluşabilmekte.

MİDE KRAMPLARI
Mide bölgesinde ani başlayan ciddi ağrılara mide krampları adı veriliyor.
Aşırı stres, sıkıntı, heyecan ve üzüntüyle ortaya çıkabiliyor. Çoğunlukla kronik bir hastalığın habercisi olmayan bu kramplar, spazmı önleyici ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Mide kramplarının en sık görülen nedenleri arasında âdet görme, virüsler ve gıda zehirlenmeleri sayılabilir. Mide kramplarınız, midenizin sadece sağ alt tarafındaysa doktora görünmeniz daha faydalı olacaktır.

ADALE KRAMPLARI
Adale krampları istemsiz ve güçlü, ağrılı kas kasılmalarıdır. Fazla yüklenme, incinme, adale zorlanması (gerilmesi) veya uzun süre aynı pozisyonda kalmak adale kramplarına yol açabilir. Genellikle istemli hareket ettirdiğimiz kaslarımızda oluşan ani ağrılı bu kasılmalar en çok üç değişik adale grubunda oluşurlar; uyluk, ön ve arka adale ile baldır adalesi. Aşırı yorgunluk, kan dolaşımında olan bozukluklar, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlıkları ve kanda görülen bazı dengesizlikler (özellikle kalsiyum, magnezyum, potasyum 9 eksiklikleri gibi) bu kasılmaların sebepleri arasında sayılabilir. Kramp görüldüğü sırada yapabileceğiniz bazı basit yöntemlerle ağrılarınızı hafifletebilirsiniz, örneğin, kramp giren bölgeyi hafifçe gererek üzerine buz kompresi uygulayabilirsiniz. Bu yöntem sayesinde kendinizi daha rahat hissedeceksiniz.

GECE KRAMPLARI
Yatmadan önce yapılan yoğun egzersizlerin, özellikle kas yorgunluğuna yol açan aktivitelerin, gece kramplarını kolaylaştırdığı belirtiliyor. Herhangi bir zamanda yapılan ve fazla miktarda terleme nedeniyle su ve elektrolit kaybına yol açan yoğun egzersizler de gece kramplarını tetikleyebiliyor. Gecenizi kâbusa çeviren bu ağrıları önlemek için, yatmadan önce su içmeli, eğer vücudunuz alışık değilse, gün içerisinde yoğun egzersizler yapmaktan kaçınmalısınız. Ayrıca bol alkol tüketimini azaltmanız yararlı olacaktır.


Ömrü uzatmaya yardımcı besinler

Ömrü uzatmaya yardımcı besinlerGeçen zamana meydan okumanın yolu sadece estetik ameliyatlardan geçmemektedir.

Sağlıklı beslenerek senelere fark atabilir ve olduğunuzdan çok daha genç gösterebilirsiniz.

Vücudunuz 60'ınızda aklınıza geldiğinde her şey için çok geç olmuş olabilir. Oysa sağlıklı beslenerek olduğunuzdan 20 yaş daha genç gösterebilirsiniz. Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Hasan İnsel gençlik için Akdeniz tipi beslenmenin şart olduğunu söylüyor. Düzenli sağlık kontrollerinin önemine değinen İnsel, yaşlanmayı durduracak besinler hakkında da bilgiler verdi.

Beslenme ile yaşlanma gerçekten bağlantılı mıdır?

Evet, yaşlılık ile beslenme arasında gerçekten bir bağlantı vardır. Uygun ve yeterli bir beslenme tarzı ile yaşlanmanın etkileri engellenebilir, yavaşlatılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Beslenme sadece kaliteli yaşlanma değil, kronik hastalıkların da nedeni ya da tedavisi olabilir. Örneğin yapılan son araştırmalar gösteriyor ki kanserlerin oluşmasında yanlış beslenmenin etkisi yüzde 30 gibi çok yüksek oranda. Bugün artık biliyoruz ki doğru ve bilinçli beslenme, hareketli yaşam ile birleştiğinde kilo kontrolü için en doğru yol. Kilo kontrolü de bugüne kadar bilinen en etkili antiaging önlem, yani gençliği koruyup, yılların etkilerini yavaşlatmanın ve saatleri durdurmanın en etkili yolu.

Akdeniz tarzı beslenme zamana meydan okuyor

Genel olarak Akdeniz tarzı beslenme düşünülmeli. Gün içerisinde ortalama 25-30 gr posa alınmalı. Bunun için de günlük 5-9 porsiyon şeklinde sebze ve meyve tüketilmeli. Ekmek, makarna, pirinç gibi tahılların esmer olanları tercih edilmeli. Her gün 1 avuç kadar kavrulmamış fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişlerden yenilmeli. Haftada en az 2 kez kurufasulye, nohut, mercimek gibi bakliyat çeşitleri yenilmeli. Protein kaynağı olarak kırmızı et yerine balık tercih edilmeli. Balık çeşitlerinden omega-3 miktarı daha yüksek olan somon, uskumru, ton, sardalya gibi yağlı balıklar ın tüketimine dikkat edilmeli. Bunlara ek olarak günlük ihtiyacı olan sıvı tüketimi ihmal edilmemeli. Yemeklerin hazırlanmasında zeytinyağ, fındık yağı gibi bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Bunların da miktarlarında aşırıya kaçılmamalı.


Şekersiz sakız çiğnemek kilo verdiriyor

Şekersiz sakız çiğnemek kilo verdiriyorSakız çiğnemeyi sevenler bu habere dikkat! alışkanlığınız sandığınızdan çok daha sağlıklı olabilir.

Şekersiz sakız çiğnemek uzun dönemde kilo vermenize yardımcı olduğunu kanıtlayan deliller gittikçe artıyor. Rhode Island Üniversitesi'nde yapılan laboratuar araştırmalarına göre, sakızın kalori alımını düşürmeye yardımcı olduğu ve kalori yakma sürecini arttırdığı söylendi.

Daha net bir ifade ile, şekersiz bir sakızı sabahları bir saat çiğneyerek 60 kaloriden kurtulabileceğiniz belirtildi. Aynı zamanda yemekten önce ve sonra sakız çiğneyenlerin çiğnemeyenlere göre %5 daha çok kalori yakabildikleri ortaya çıkardı.

Şekersiz sakızın faydaları hakkında yayınlanan tek rapor bu değil. Atıştırmadan önce sakız çiğnemenin isteklerinize gem vuracağı, açlık seviyenizi düşüreceği ve yediklerinizden alacağınız kalori miktarını azaltacağı konularında uzmanlar hemfikir. Tüm bu çalışmalar, ufak kalori farklılıklarından bahsediyor olsalar bile diyetisyenlerin de sürekli hatırlattığı gibi ufak değişiklikler birbirine eklenerek uzun vadede büyük farklar yaratabilirler.

Zayıflamanıza yardımcı olması dışında, sakız çiğnemenin yavaş ilerleyen bir kuyrukta sıra beklemek ya da trafik sıkışıklığı gibi gündelik stresörlere iyi geldiği de biliniyor. Konsantrasyonu ve uyanıklığı da arttıran sakız, diş çürümelerini önlüyor ve nefesi tazeliyor.


Ağlamanın faydaları

Ağlamanın faydalarıAğlamanın zayıflık göstergesi olduğunu düşünüyorsanız bu haberi mutlaka okumalısınız.

Çünkü ağlamanın aşırı uçlarda yaşadığımız hisleri yatıştırmak için hormon seviyesini düzenlemek gibi bir fonksiyonu vardır.

Size ağlamayın demeyeceğim; çünkü her gözyaşı şerden akmaz. diyordu Gandalf, J.R.R. Tolkien'in unutulmaz eseri Yüzüklerin Efendisi'nde...

Sizin de özellikle stres altındayken içinizden kendinizi bir odaya kapayıp ağlayarak içinizi boşaltmak gelir mi? Bazı zamanlar ağladığınızda kendinizi daha iyi hissettiğiniz oluyormu?

Cevabınız ‘evet' ise, yalnız değilsiniz! Size Dr. Leslie Beth'in ağzından bu durumun nedenleri aktarmak istedik:

Çoğumuz şöyle güzel bir ağladıktan sonra kendimizi daha iyi hissederiz. Bu rahatlama duygusu hayali sayılmaz. Sağlam bir ağlama nöbeti duygusal yükümüzü içimizden atmamıza yardımcı olduğu gibi, bütün vücudunuzu da rahatlatabilir ve sakinleştirebilir.

Çeşitli gözyaşı çeşitleri vardır. Hepimiz duman, soğan, sis ve polenler gibi çevresel faktörler nedeniyle tepkisel gözyaşları dökmüşüzdür. Eğer dökmeseydik, gözümüz kuru ve aşırı hassas olacaktı. Bu tür gözyaşları refleks olarak oluşur ve gözümüzü oluşabilecek herhangi bir dışsal tehlikeye karşı korumaya yarar.

Duygusal gözyaşlarımızın da vücudun kendi içinde oluşan bazı toksinlere karşı korumasına yaraması ise şaşırtıcı değildir. Soğan gibi dışsal faktörlere tepkisel olarak oluşan gözyaşlarının biyokimyasal bileşimi, duygusal gözyaşlarınınkinden farklıdır.

Duygusal bir deneyimden sonra ağladığımızda, gözyaşlarımızda biriken ve stresin neden olduğu proteinler çok daha yoğundurlar. Hatta William H. Frey, Muriel Langseth gibi kabul görmüş araştırmacılar, 1985'te yayımlanan "Ağlamak: Gözyaşlarının Gizemi –Crying: The Mystery of Tears" adlı kitaplarında gözyaşının önemi hakkında yazmışlardır.

Başka bir deyişle vücudumuzun duygusal ya da fiziksel durumuna göre zehirli olabilecek hormonlardan kurtulması için ağlarız ve ağlama ihtiyacı duyarız. Aşırı stres hormonları bağışıklık, kilo alma ve psikolojik moda etki eder. Ağlamak ise sadece parasempatetik sinir sistemimizin, sempatetik sinir sisteminin acıya, kaçışa, kavgaya, krizlere hatta yoğun bir sevince verdiği tepkiyi yönetmesinin etkisini azaltmakta kullandığı metotlardan biridir.

Yani iyi bir ağlama nöbetinin, iyi haberlerle rahatladığımızda, aşırı bir şekilde sevindiğimizde, yas tuttuğumuzda veya korkutucu bir olaydan sonraki hislerimiz için en iyi (ve yutması en kolay) ilaç olduğunu söyleyebiliriz.

Tedbir olsun diye de söylemek gerek: Uzun süreli ve tekrarlanan ağlama hali, ciddi depresyon nedeniyle doktorun reçeteli olarak verdiği antidepresan ilaçların beyindeki kimyasal yapıyı değiştirmesiyle alakalı olabilir.

Ama genel olarak; gelecek sefer ağlamak istediğinizde, kendinizi ağlamaya bırakın gitsin. Unutmayın, ağlamak bir zayıflık göstergesi değildir.


Haftada 2 kez seks kalbe iyi gelir

Haftada 2 kez seks kalbe iyi gelir
Eğer az sevişmekten yakınıyorsanız, partnerinize kalp sağlığınız için gerekli olduğunu söylemelisiniz.

Yeni bir araştırmaya göre haftada en az iki defa seks yapan bir erkeğin kalp krizi geçirme riski yarı yarıya azalmıştır.

Araştırma için 1,000'den fazla erkeğin seks alışkanlıklarını incelediler ve seksin kalbi koruduğunu ortaya çıkardılar.

Massachusetts'teki New England Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bu araştırmanın sonucuna göre düzenli seks yapan erkeklerin ayda bir veya daha az birlikteliği olan erkeklere oranla kalp rahatsızlığına sahip olma ihtimalleri %45 daha az.

Araştırmacıların tavsiyesine göre doktorlar bir erkeğin kalp krizi riskini belirlerken onların cinsel aktivitelerini de sormaları gerekiyor. Onlara göre seks bir erkeğin üzerinde hem fiziksel hem de duygusal pozitif etkilere sahip.

National Cancer Institute'un yaptığı bir araştırmaya göre; haftada en az 5 kere boşalan bir erkek prostat kanser riskini de azaltmış oluyor.

New England Araştırma Enstitüsü sadece erkekler üzerinde bu araştırmayı yapmıştır. Seksin etkilerinin kadınlar üzerinde de böyle etkileri olup olmadığı bilinmiyor. Sadece umuyoruz.

Başımız neden döner?

Başımız neden döner?Baş dönmesi ve diğer dengesizlik hisleri, her beş kişiden bir insanın yabancısı olmadığı bir durum.


İntermed'te sabah kahvaltısında nöroloğumuz Dr. Dilara Nuzumlalı ile baş dönmelerinin sebepleri hakkında konuşuyorduk. Dr. Dilara o kadar güzel özetledi ki kendisinden bir kez de siz okurlar için anlatmasını rica ettim.

Kişinin dengesini sağlarken karşılaştığı her sorun baş dönmesi olarak tanımlanabilir. Hastalar tarafından; dönme hissi, dönme olmaksızın sallanma, zayıflık, halsizlik, sersemlik hissi, sarsılma, kayma, yükselme, bir kuvvet tarafından itiliyor ya da çekiliyor hissi olarak tanımlanabilir.

-Beyne gelen eksik uyarı
Gözler, iç kulak yapıları, kas ve eklemlerden gelen algı uyarıları, beynimizi, vücudumuzun değişik parçalarının pozisyonu hakkında bilgilendirir. Bu uyarılara cevap olarak dengeyi korumak için gerekli uyum hareketleri yapılır. Bunların çoğu refleks düzeyinde çalıştığı için biz bu ayarlamaların farkında olmayız. Gerek algı organlarında oluşan bozukluklar nedeniyle beyine yanlış ve eksik uyarı gelmesi gerekse beyin yapılarının bozulmasına neden olan hastalıklar, baş dönmesi ve dengesizliğe neden olur.

-Meniere hastalığı
Baş dönmesinin en sık rastlanan nedeni, iç kulak hastalıklarıdır. Bunlardan biri Meniere hastalığıdır. Tekrarlayan baş dönmesi ataklarıyla birlikte işitmede azalma ve kulak çınlaması vardır. Genellikle 50 yaş sonrasında ve her iki cinste eşit sıklıkta görülür. Baş dönmesi kişinin ayakta durması ya da yürümesine izin vermeyecek kadar şiddetli olabilir. Genellikle bulantı ve kusma da tabloya eklenir. Ataklar ani başlar ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Ataklar arası süre çok değişken olabilir. Haftada bir kaç  kere tekrarlayabildiği gibi birkaç yıl ara verdiği de olabilir.

-Pozisyona bağlı baş dönmesi
Yine bir iç kulak fonksiyon bozukluğu olan ‘pozisyona bağlı baş dönmesi'ne daha sık rastlanır. Baş dönmesi sadece başın belli pozisyonlarında ortaya çıktığı için bu ismi alır. En sık yatakta dönme sırasında ve yataktan kalkarken ortaya çıkar. Atakların süresi çok kısa olmakla birlikte günlerce ya da aylarca tekrarlayabilir. İşitme bozukluğu yoktur.

-Vestibüler nöronit
Sadece uzun bir baş dönmesi atağı ile karakterize olan baş dönmesine ‘Vestibüler nöronit' adı verilir. İşitme kaybı ve kulak çınlaması yoktur. Baş dönmesi hareketsiz kalmayı gerektirecek kadar şiddetlidir. Birlikte bulantı ve kusma vardır. Genç yetişkinlerde ve genellikle geçirilmiş bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek ortaya çıkar. Birkaç gün içinde düzelir. Bazı hastalarda aylar ya da yıllar sonra tekrarlayabilir.

-İşitme sinirindeki tümör
İşitme ve denge sinirinin tümörleri ya da sinir üzerine bası yapan damar genişlemesi ve kıvrımları da baş dönmesi ve buna eşlik eden belirtilerle ortaya çıkabilir.

-MS, beyin tümörleri
Multiple Skleroz, beyin tümörleri ve enfeksiyonları, daha nadir rastlanan baş dönmesi nedenleri olmakla birlikte muayene ve incelemeler sırasında doktorunuz tarafından mutlaka göz önünde bulundurulur.

-İnme
İşitme ve dengeden sorumlu yapıların, özellikle beyincik ve beyin sapının kanamaları ve damar tıkanıklığı (inme) nedeniyle zarar görmesi de baş dönmesi, denge bozukluğu, bulantı ve kusma ile kulak çınlamasına neden olabilir.

-Kafa travmaları
Kafa travmaları da baş dönmesinin sık görülen nedenlerinden biridir.

-Migren atakları
Bazen baş dönmesi atakları, migren tipi baş ağrısının öncü belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Bazen de ‘baziler arter migreni'  denen tipte olduğu gibi baş dönmesi, tek taraflı baş ağrısı ve kusma ataklarıyla birliktedir.

-Tansiyon sorunları
Kan basıncında ani düşmelere neden olan dolaşım ve tansiyon sorunları beyne yetersiz kan ve oksijen gitmesi sonucu baş dönmesine neden olabilir. Aniden ayağa kalkıldığı zaman oluşan baş dönmesi hissi, dolaşım problemlerine ve kan basıncındaki değişimlere bağlıdır. Hipertansiyon ve şeker hastaları ile kan yağları yüksek olanlarda daha sık görülür. Ayrıca kalp fonksiyonları yetersiz olanlarda veya anemisi olanlarda da sıktır.

-İlaç yan etkisi
Bazı ilaçlar özellikle nikotin ve kafein, beyne giden kan akımını azaltarak baş dönmesine yatkınlık oluşturur.

GEÇER DiYE BEKLEMEYiN
Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın bir belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok baş dönmesi hastasında net bir sebep bulunamayabilir. Organik bir neden bulunamadığında psikolojik nedenler de düşünülmelidir. Baş dönmesinden yakınan hastalar kendi doktorları veya Nöroloji, KBB gibi dalların uzmanları tarafından değerlendirilmelidir, bu şikayetler geçer diye beklenmemelidir.


Hızlı kilo kaybı vermek tehlikeli

Hızlı kilo kaybı vermek tehlikeli
Kilo vermek için çok uğraşırız. Ancak hızlı kilo vermek çok tehlikeli olduğunu biliyormuydunuz? işte nedenleri.


Son günlerde ağır diyetler yüzünden ya da ramazanda bilinçsiz beslenmekten kaynaklı ölüm haberleri çoğaldı. Bu konuda Prof. Dr Osman Müftüoğlu bizleri bilgilendirdi...

Kilo fazlalığı, özellikle de obezite, sağlığın temel düşmanlarından biri. Fazla kilolardan mutlaka kurtulmak ancak bunu doğru bir planla başarmak gerekiyor. Çünkü eğer kilo vermek bir yarış haline gelir ve bu amaçla sağlığı bozabilecek bazı işlere girişilirse, ortaya sonuçları çok ciddi sağlık problemleri çıkabiliyor.

Bütün ülkeler'de araştırmalar, hangi yaş ve kiloda olursanız olun, sağlıklı bir vücudun ayda 2-4 kilodan daha fazla kaybı tolere etmekte güçlük çekeceğini gösteriyor. Özellikle çocuk ve gençlerin, yaşlıların hızlı kilo kaybetmeleri halinde birçok problemler ortaya çıkarıyor.

ÇOCUK VE GENÇLERİ BEKLEYEN TEHLİKE

Çocuk ve gençler için hazırlanan programlarda gelişme geriliği, hormonal problemler, metabolik sorunlar veya psikolojik çatışmalara yol açılmaması için zaten kilo kaybı programlarının diyet yaptırmaktan çok onları doğru beslenmeye, eğlenceli ve keyif alacakları aktivitelere yöneltmeye ağırlık vermesi gerektiği biliniyor.

Çok hızlı kilo kayıplarının çocuklarda cinsel hormonlarda dengesizliklere, adet aksamaları veya kesilmelerine, büyüme ve gelişmede yavaşlamalara yol açabileceğini gösteren çok güvenilir araştırma sonuçları var. Çocuk ve gençleri "obezite stresine" sokmanın, sonuçları Anoreksiya Nevroza veya Bulumia'ya kadar gidebilen psikolojik sorunlara yol açabileceği de dile getiriyor.

YAŞLILAR DAYANAMIYOR

Yaşlıların da hızlı kilo vermelerinin tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Özellikle hipertansiyon, şeker hastalığı, kalp yetmezliği bulunanlarda çok ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kalp krizi riski yüksek olanlarda bu durum daha da önemli. Aile hikáyesinde erkek akrabaları için 60, kadın akrabalar için 55 yaşından daha önce kalp krizi geçirmiş olanların bu tür programlardan uzak durmaları gerekiyor.

DÜNYANIN HER YERİNDE AYNI TEHLİKE VAR

Hızlı kilo kaybı, sağlıklı yetişkinlerde de sorunlar yaratabiliyor. Özellikle çok fazla kilosu olanlarda hızlı kilo vermek için egzersize birden bire yüklenildiği zaman ani ölümle sonuçlanabilecek kalp ritim bozukluklarına, kalp krizlerine rastlama olasılığı her zaman her ülkede bulunuyor.

2000'li senelere girerken Almanya'da katıldığı bir zayıflama kürünün daha ikinci gününde sıkı bir orman yürüyüşünü takiben kaybettiğimiz rahmetli Selçuk Polat'ın başına gelen de böyle bir durumdu. Henüz 40'lı yaşların ortalarında olan diyabetli ve aşırı kilolu sevgili Selçuk Polat kimselere haber vermeden katıldığı böyle bir "ağırlaştırılmış egzersiz ve diyet kampı"nın daha ikinci gününde hayata veda etti.

ÖLÜMLER NEDEN OLUYOR

Hızlı kilo kaybı çoğu zaman kanda elektrolit dengesizliklerine yol açıyor. Bu dengesizlik içerisinde özellikle potasyum düşüklüğünün olduğu durumlarda kalp ritim bozuklukları daha kolay ortaya çıkıyor. Bu kişilerin çoğu laksatif yani bağırsak boşaltıcı yada diüretik yani idrar söktürücü kullandıkları için çoğu zaman zaten düşük potasyumla (hipopotasemik) dolaşıyor. Düşük potasyum seviyesinin kalp ritim bozukluklarına ve ani kalp ölümlerine yol açabildiği ise çok iyi biliniyor.

Diğer taraftan hızlı kilo kaybı çoğu zaman "ketoz" diye bilinen durumla birlikte oluşuyor. Bir taraftan alınan çok düşük kalori, diğer taraftan yapılan çok ağır egzersizler, özellikle yüksek proteinli bir diyet uygulandığı zaman kolayca ketoza yol açabiliyor. Ketoz halinde birinin özellikle ağır egzersizler yapması, kalp krizine davetiye çıkarmak anlamına geliyor.

Hızlı kilo kaybı programlarında önemli bir tehlike de hipoglisemi tehdididir. Kan şekeri düşüklüğünün ağır durumlarda komaya kadar gidebilen ciddi nörolojik problemlere yol açabildiği biliniyor. Programlar düzenlenirken eğer dikkat edilmezse, şiddetli hipotansiyon atakları ile karşılaşmak da her zaman mümkündür. Ani tansiyon düşmelerinin çok tehlikeli sonuçları olabiliyor.

KİLO MERKEZLERİ İYİ, AMA...

Prensip olarak kilo vermek isteyenler için bir arada bulundukları, birlikte motive edildikleri, eğitildikleri, egzersiz ve doğru beslenmeye yöneltildikleri gruplar oluşturulması daha iyi sonuç vermektedir. Bu nedenle kilo kaybı arzulayanların zaman zaman kısa süreli olarak alındıkları hızlı kilo kaybı programları ya da kilo yönetimi klinikleri, dünyanın her yerinde var.

Bu merkezler bilimsel koşullarda çalışırlar. Çok hızlı kilo kaybı programlarını uygulasalar bile bunu sadece 3-5 kiloluk küçük kayıplar için ve kısa süreli dönemler halinde yaparlar. Sadece belirli bir kilo kaybını başarı sayarak, çok ağır diyetleri ve yoğun egzersiz programlarını kesinlikle uygulamazlar.

NE YAPMALI?

Senelerdir yazıp çiziyor, uyarıyoruz. Eğer biri size "3 günde 5 kilo", "haftada 7 kilo" gibi cazip tekliflerde bulunursa, bunlardan uzak durun ve asla itibar etmeyin. Bu programların uygulanmadan önce ve uygulama süresi boyunca çok ciddi klinik takip gerektirdiğini, tıbbi bir gözetimi zorunlu kıldığını aklınızdan asla çıkarmayın.

Bu tür uygulamaları dergilerde, gazetelerde okuyup, televizyonlarda izleyerek kendi başınıza uygulamaya da kalkmayın. Böyle programlardan prensip olarak uzak durun. Ama eğer uygulayacaksanız, mutlaka arkasındaki tıbbi organizasyonu sorun ve programı mümkün olduğu kadar kısa tutunuz. Yoksa "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak" her zaman mümkündür.

Kulağınıza küpe olsun

Bedenimiz, alışık olmadığı koşullarla karşılaştığında, parçalarından yani organlarımızdan herhangi biri olağandışı çalışmaya başladığında çeşitli belirtiler vermektedir.

Bu uyarılar, ilk anda önemsiz gibi değerlendirilip önlem alınması geciktirilirse, başımıza giderilmesi zor sorunlar açabilir.

Bu belirtilerden birkaçını sıralayalım:

Yüksek ateş, boyun sertliği ve baş ağrısı, "Menenjit" isimli çok ciddi bir enfeksiyonun habercisi olabilir.

Ani gelişen ve baygınlık yaratan baş ağrısı, beyin içi kanamanın ilk belirtisi olabilir. "Anevrizma" ismi verilen, 40 yaş altı kişilerde görülme olasılığı daha yüksek olan, beyin damarının genişleyip kanın göllenmesi ve cidarının incelmesi sonucu yırtılma riski oluşturan, çok ciddi risk taşıyan bir klinik durumdur.

Simsiyah, "katran gibi" dışkılama, mide ya da ince bağırsakta kanamayı haber veriyor olabilir.

Açıklanamayan kilo kaybı durumları, beraberinde iştah azalması olsun olmasın üzerinde durulması gereken belirtilerdendir. Beslenmede değişiklik olmaksızın karın çevresinin artışı ise yumurtalık kanseri sebebiyle sıvı birikmesi sonucunda gelişmiş olabilir.

Bilinç bulanıklığı, dilin peltekleşmesi, kaslarda güç kaybı ve zayıflık, karıncalanma, duyu kaybı, yanıcı tarzda ağrılar çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir nörolojik tablo olan "inme"nin öncü belirtilerindendir.

Hanımlar için menopoz sonrası vajinal kanama, beyler için testiste kitle ciddiyetle yaklaşılması gereken bulgulardır.

Doğum kontrol haplarını almayı unutursanız

Hap kullanımı sırasında en sık rastlanan sorunlardan biri hapların unutulmasıdır. Eğer bir hap unutulursa, hatırlar hatırlamaz alınmalı ve o gün alınması gerekenle devam edilmelidir. Eğer bütün gün unutulursa, ertesi gün iki hap beraber alınmalıdır. Eğer iki gün unutulursa, hatırlandığında iki hap birden alınmalı, ertesi gün iki hap daha alınmalıdır. Bundan sonra normal günlük alıma devam edilebilir.

İkiden fazla gün hap almayı unutursak, doktorla görüşmeliyiz. Bu durumda bazen kanama başlayabilir ve kutunun geri kalanı atılıp, 4-5 gün sonra yeni kutuya başlanabilir.

Ne zaman hap almayı unutursak, kutuya devam edilse bile o kutu bitene kadar ilave bir doğum kontrolü (örneğin condom) eklenmelidir. Hapları unutmamak için hep aynı saatte uyaran bir alarm kurulabilir, bir cep telefonu alarmı da olabilir.

Ramazanda amaç kilo vermek değil kilo korumak

Oruç tutmaya başlamadan önce uyguladığınız herhangi bir kilo verme programı varsa, bu dönemde kilo vermeyi hedeflemek yerine kilonuzu korumak, sonra kaldığınız yerden programınıza sağlıklı bir şekilde devam etmek daha uygundur.

Öğün saatlerinde meydana gelen değişikliği kontrol altına almaya çalışan vücudunuz, bir de ihtiyacı olan enerjiyi, vitaminleri, mineralleri, posayı kısacası devamlılığını sürdürmek için gerek duyduğu mikro ve makro besin öğelerini sağlayamadığı süre boyunca halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı, sinirlilik gibi sorunlar ortaya çıkacaktır. Ayrıca vücut ısısında düşme, mide asidinde artış, vücudun su oranında azalmaların meydana gelmesi bu dönemde doğaldır.

Bununla birlikte kilo vermek adına enerji alımını sınırlı tutmaya çalışmak, oruç tutma esnasında ortaya çıkan bu süreçleri bir sağlık sorunu haline getirebilir. Günlük alınan kalorinin 1400-1500 kalori altında kalmamasına özen gösterilmeli ve besin çeşitliliği konusunda doğru seçimler yapılmalıdır. Bu zaman zarfında metabolizma hızında azalmalar meydana gelebilir.

Bol su içerek, öğünlerde pişmiş ve çiğ sebzeler, meyveler tercih ederek oluşacak şikayetlerinizi hafifletebilirsiniz. Bu dönemde kilo kaybı yaşadığını belirten kişilerin su tüketimlerini gözden geçirmelerini de öneririz. Genellikle vücutta eksilen sıvı, bayramın ilk günlerinde yediklerinize de bağlı olarak vücut yağ dokunuzda değişiklikler meydana getirip kilo almanıza sebeb olabilir, dikkat!


Sağlık ve Tıp Sağlık Bilgileri
Bu web sitesi editörüne İLETİŞİM için mail atınız.

Yemeklerden önce okuyun