Header Ads

Suyun Titreşimi ve Sudaki Titreşim Frekansları Nedir?

Modern bilim her insanın doğduğu yerdeki suyun yapısı ile aynı olduğunu söyler. Bu yüzden doğduğumuz topraklarla olan içsel bağlarımız yaşamımız boyunca korunur. 

Anayurt veya memleket kavramı sadece şiirsel bir anlam içermekle kalmaz, ayrıca özel bir fiziksel mana da taşır. Tıpkı suyun ikamesi olmadığı gibi, dünyanın bir yerindeki su da diğerleriyle aynı değildir ve farklı özellikler ihtiva eder. Çünkü su, çıktığı topraktaki mineral ve madenleri taşırken topraktaki titreşimi ve o toprağa ait biyolojik özellikler ile ilgili bilgileri de hafızasına alır. Büyük şişeler içinde satışa sunulan ve dünyanın en iyi suyu olarak etiketlenen saflaştırılmış belediye suyu ne yazık ki boş ve ölü bir su olmaktan öteye gidemez. Şu bir gerçek ki insanlar doğal su ve yapay su olarak saflaştırılmış su arasındaki farkı hissedemezken, hayvanlar her daim doğal kaynak suyunu tercih ederler (13).

Peki, suyun gerçekten hafızası var mıdır ve şayet öyle ise bu ne anlama gelir? Bununla ilgili olarak yapılmış bir deneyden kısaca söz etmek isterim. Deney kapsamında bir kar tanesi doğal şartlarda eritilmiş ve bundan tekrar su elde edilmiştir. Sonrasında yine dondurma işlemi gerçekleştirilmiş ve sonuçta yine aynı kar tanesi elde edilmiştir. Bu nasıl olanaklı oluyor diye sorduğunuzu duyuyor gibiyim; çünkü suyun bir hafızası var ve su kim olduğunu hatırlayabiliyor. Su bir bilgi taşıyıcısıdır. Maddeleşmeye sebep olan enerjinin formunu değiştirmediğimiz zaman, madde de değişmeyecektir. Çünkü o kim olduğunu biliyor. Bu olay, sizin organizmanız için de geçerlidir.

Bilim adamları, suyun doğal bir dengeleyici olduğunu ve bizim su vasıtasıyla, bizde eksik olan dalga boylarını alabileceğimizi kanıtlamışlardır. Bu şekilde, kaybettiğimiz her şeyi dengeleyebiliriz. İtalya'da, Enza Enstitüsü'nden, Dr. Cicollo, son yirmi yıl içinde, tüm dünyadaki şifalı suları incelemiştir. Şifalı suların, öteki normal sulardan kimyasal yapıları aynı olsa da, biyofiziksel açıdan ve bünyesinde var olan enerjinin titreşim frekansları bakımından farklı olduklarını tespit etmiştir (14).
Bedenin % 60’ının sudan meydana geldiğinden bahsetmiştik; fakat su beyinle birleştiğinde asıl gerçek anlamını kazanıyor. O zaman su, H20 olmaktan çıkıyor ve ona hangi dalga boyunu yüklerseniz o frekansa bürünmüş oluyor. Moleküler yapısı dönüşüyor ve bedene şifa veren bir frekans ortaya çıkıyor (15). Bu ne demek, suya söylenen her şeyi olumlu olumsuz ayırt etmeden su kaydeder. Dolayısıyla o suyu içen herkese de iyi ya da kötü yönde etkisi olur. Son zamanlarda yeni yeni duyulmaya başladı belki ama büyüklerimizin suya dua okuyarak içmeleri bundan başka bir şey değildi. Her zaman dediğimiz gibi eskiler aslında bazı şeylerin sırrını keşfetmişlerdi. Bana kalırsa bunlar kadim bilgilerdi. Zaman içinde unutuldu çünkü büyüklerin bu uygulamaları bize batıl geldi ve üstü örtüldü ama daha sonra bilimsel araştırmalar özellikle de bu noktada Dr. Masaru Emoto’nun özel laboratuvarlarda donmuş su kristalleri ile yaptığı çalışmalar çok önemlidir. Emoto, araştırmasıyla suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda kâinatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıttığını ispatlamaktadır (16). Emoto’nun bu mucizevi ve görsel şölen niteliğindeki çalışmasından küçük bir kısmını oluşturan (17) seçkimi aşağıda görmektesiniz.





Suyun Mevcut Şifası Hakkında Neler Biliyoruz?
Kokusu, tadı ve rengi olmayan ama gökyüzünde yağmur damlası halinde iken ışığın yedi rengiyle gökkuşağını meydana getiren su bence dünyanın en farklı elementi olmaya adaydır. Canlılar için hayati öneme sahip olan su ile ilgili “kaynak” kelimesinin bunu en iyi refere eden ifade olduğunu düşünürüm. Şöyle bir düşününce hayat ilk defa su içinde ve su ile gerçekleşmiştir. İlk yaşam formu sudan ibarettir, yani bir diğer değişle Ademoğlu bir çeşit sudan meydana gelmiştir. Dünyaya adapte olurken amniyo sıvısı denilen suda dokuz ay boyunca yaşıyor olmamız, insanoğlunun su ile olan ilişkisini daha en başından net bir biçimde ortaya koymaktadır (18).

Su temel bir besin maddesidir ve vücudun mineral ve eser element ihtiyacını karşılamasına yardımcı olur ve böylece bilhassa kalorisiz bir içecek olarak vücudun enerji düzeyleri üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Danone Nutritopics (19) tarafından kaleme alınan bir raporda, suyun zengin bir kaynağı olduğundan söz edilmiş ve genel olarak kalsiyum bakımından zengin olan suların faydaları şu şekilde sıralanmıştır:

* Kemik mineral yoğunluğunu artırması [4434 kadın üzerinde gerçekleştirilen bir çalışmada, gıda maddelerinden eşdeğer düzeylerde alınandan üstün olarak içme suyundan ekstra 100 mg kalsiyum alımı sonucundan kalça kemiği başındaki mineral yoğunluğunun arttığını saptanmıştır]
* Kemik rezorbsiyonunun azaltılması [15 erkek üzerinde gerçekleştirilen çalışmada her gün aynı dozlarda eşit miktarda kalsiyum alımının kemik rezorbsiyonu (emilim) göstergelerini uzun süre azaltacağını göstermiştir]
* Menopoz sonrası osteoporoz göstergelerinde azalma [Yüksek kalsiyum içeren su veya düşük kalsiyum içeren su içen 45 menopozal kadında yapılan bir çalışma 13 hafta sonra sadece düşük kalsiyum içerikli su içen grupta önemli düzeyde mineral azalmasının ortaya çıktığını göstermiştir]
* Kardiyovasküler hastalıklarda azalma [17 farklı ülkede yürütülen 80’den fazla epidemiyolojik çalışmada; suyun sertlik derecesi ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir]
İranlı hekim Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” adlı kitabında vücudumuz için suyun neden ve nasıl bir şifa kaynağı olduğunu 46 nedenle ifade etmiştir (20). Bunlar arasından kanımca en önemli olduğunu düşündüklerimi paylaşmak istedim.

Suya Bakarak Derdimizi Anlatmanın Kökeninde Ne Vardır?
Öyle tahmin ediyorum ki suya bakarak içinin buhranını suya haykıran, gördüğü düşleri ilk olarak su ile paylaşan, herhangi bir yeni girişim öncesindeki umut, hayal ve korkularını suya fısıldayan, nerede temiz bir kaynak suyu görse elini yüzünü yıkama ve bir avuç dolusu içme eylemlerinde bulunan tek kişi ben değilim. Atalarımızın da altını çizdiği gibi: “Kişi, kendinden bilir işi”. Bu durumun özellikle yakın çevrem üzerinde de vukuu bulduğuna şahit olmuşumdur çoğu zaman. Dolayısıyla bu durum benim için hep, suyun mitolojisini araştırıp keşfetmeye iten bir motivasyon kaynağı halini almıştır. Acaba farklı din ve inanışlarda, farklı kültür ve medeniyetlerde suya yüklenen misyon, suya atfedilen rol ve görevler neler olmuştur diye araştırdığımda (21) elde ettiğim önemli hususları sizinle hemen paylaşayım.

İlk olarak İran mitolojisi ile başlayalım. Örneğin Zerdüşt inancında su, Tanrı’nın yarattığı yedi kutsalın ikincisi olarak kabul edilmekte ve dini törenlerde ateşin yanı sıra su da bulundurulmaktadır. Suyun kirletilmesi günah sayılmaktadır. Bazı İran geleneklerinde bir çeşme ya da su kenarında açılan çukurlarda kurban kesilmesi suya saygı törenlerinin bir parçası olarak görülmektedir.

Kafkas mitolojisinden devam edelim. Abhazlarda göksel olayların yaratıcısı olarak kabul edilen Afi’dir. Gök gürlemesi ve yağmur yağması gibi doğa olaylarının Afi tarafından gerçekleştirildiğine inanılırdı. Yaylaya çıkan çobanlar öncelikle Afi’ye dua ederek sürülerini korumasını dilerlerdi. Kuraklık zamanı ise yağmur yağdırması için Afi’ye bir sığır kurban ederlerdi. Bir kişiyi yıldırım çarpması durumunda bunun tanrı Afi’den geldiğine inanılırdı. Bu sebeple ölen kişinin yakınları ağlamaz, üzüntülü görünmezlerdi. Afi öfkelenmesin diye çeşitli eğlenceler organize edilirdi; çünkü eğer bir kişi bile üzgün halde görünürse Afi onun hayatına son verebilirdi.

İlgimi çeken bir diğer mitolojik ögelerin ise Mezopotamya’ya ait olduğunu söyleyebilirim. Anlam bilim açısından bakıldığında “iki nehir arasında” manasına gelen Mezopotamya’da suyun hayati bir önemi vardır. Mezopotamya’da cennetin girişi, “nehrin çatalında” şeklinde tanımlanmaktadır. Nehrin çatalı Babil dilinde, “tanrıçanın vajinası” olarak karşılık bulur. Mezopotamya mitolojisinde yaradılış şu şekilde anlatılmaktadır: Başlangıçta il olarak deniz vardı. Bu ilksel denizi oluşturan Abzu ve dişil Taimat’ın birleşmesinden Tanrılar kuşağı meydana geldi. Dolayısıyla evrenin de suların birleşmesinin bir sonucu olarak meydana geldiği düşünülmektedir.

Gelelim Türk mitolojisinde suyun nasıl ele alındığı konusuna. Türk mitolojisini incelediğimde, deyim yerindeyse sudan sorumlu olduğu düşünülen pek çok su Tanrısı’nın olduğunu öğrendim ve bunlar arasından en bana en çekici gelenini sizlerle paylaşmaya karar verdim: “Suyla”. Göksel ruhlardan biri olarak kabul edilen Suyla, “At Gözlü Kartal” olarak da bilinmektedir. Bu ruh suyu, ay ve güneşin parçalarından yaratılmıştır. Suyla, insanların kaderlerini belirlediğine inanılan bir ruhtur. Suyla’ya, kaderi haber vermesi nedeniyle “iki dilli kekeme han” da denirdi. Suyla’nın bir diğer görevi ise kurbanın canını Tanrı Ülgen’e götürmekti.

“Suya anlat derdini, anlat ki akıp gitsin suyla, su dinlesin” sözü oldukça eski bir deyimdir. Gerçekten de öyle yapmak gerekir. Su aktıkça dert de akar ve en güzeli de nedir derseniz, kimse de duymaz görmez bilmez, sizin de ruhunuz-içiniz feraha erer. Bu durum başka bir halk deyiminde “Anlat derdini suya, su alıp götürür, insan alıp dağıtır” şeklinde geçmektedir.

Sadece dert ve sıkıntılarımızı mı suya anlatma eğilimindeyiz? Tabiyki hayır. Düş ve kâbuslarımızı da suya dökme ihtiyacı hissediyoruz bir insan olarak. Kimilerinine göre batıl bir inanç kategorisinde olan suya fısıldama ritüeli, kimilerine göre ise sadece bir anane/geleneksel ayin niteliğindedir. Tarihsel kökeni net olarak bilinememekle birlikte İslam dininde yaygın bir konu olduğunu ifade etmek mümkündür (22).

Sizi bilmem ama ben suya fısıldamaya ve onunla daha yakın ilişkiler kurmaya devam edeceğim. Madem bu mucize sıvının bir hafızası-beyni var, madem kullanılan sözcükleri kavrayabilen bir kulağı ve tatlı-nahoş sözleri hissedebilen bir kalbi var, o zaman ben de onun anladığı dilden konuşmayı ısrarla sürdüreceğim. Naçizane tavsiyem, sizlerin de suyun bu sessiz orkestrasına kulak vermeniz ve ruhunuzu iyilik ve güzelliklere açarak içinizde her ne var ise suya kanalize edip huzura ermeniz…

*Sevda KÖYÜSTÜ

Önceki yazılar:
http://www.saglikveyasamsitesi.com/2017/11/canllar-icin-suyun-onemi-nedir.html
http://www.saglikveyasamsitesi.com/2017/11/vucuttaki-su-yuzdesini-kontroleetmek.html
http://www.saglikveyasamsitesi.com/2017/11/spor-yaparken-nicin-suya-ihtiyac-duyarz.html

Kaynaklar
(1). Ülger, B.V. “Sıvı Elektrolit Dengesi”. http://www.dicle.edu.tr/Contents/54758372-3a00-4e9b-b17f-3eb7c92e63b2.pdf
(2). Ağaca, İ. “İşte Size 10 Pratik Öneri”. http://t24.com.tr/haber/gundem,12536
(3).Aytuğ, H.K. (2014). “Sürdürülebilir Su Kullanımı Açısından Avrupa Birliği Çevre Politikalarına Türkiye’nin Uyumu”. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(2): 1-18.
(4). Özsoy, S. (2009). “Su ve Yaşam: Suyun Toplumsal Önemi”. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.
(5). “Suyun Canlılar İçin Önemi”. https://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-933&Bilgi=suyun-canl%C4%B1lar-i%C3%A7in-%C3%B6nemi
(6). “Suyun Canlılar İçin Önemi Kısaca Nedir?”. http://www.eokul-meb.com/suyun-canlilar-icin-onemi-kisaca-nedir-61866/
(7). Topçu, R.A. Düşünce Yönetiminde Su’yun Önemi. http://recepalitopcu.com/?p=96
(8). “Spor Yaparken Su İçmek Neden Önemli? Egzersizde Su Tüketiminin Faydaları”. http://temelsafinaz.com/spor-yaparken-su-icmek-neden-onemli-egzersizde-su-tuketiminin-faydalari/
(9). “Spor Yaparken Neden Su İçmeli?”. http://mahmure.hurriyet.com.tr/saglik/diyet-fitness/spor-yaparken-neden-su-icmeli-_803215
(10). “Egzersiz Yaparken Ne Kadar Su İçmeliyiz?”. http://www.runnersworldtr.com/egzersiz-yaparken-ne-kadar-su-icmeliyiz/
(11). “Antrenman Yaparken Ne Kadar Su içmeliyiz?”. http://www.menshealth.com.tr/antrenman-yaparken-ne-kadar-su-icmeliyiz/
(12). “Spor Yaparken Fazla Su İçmek Öldürebilir”. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150701_spor_su
(13). Maranki A, Maranki E. (2015). “Suyla Gelen Sağlık: Alkali Yaşam”. Nesil Yayıncılık
(14). Ferreira, P. “Canlı Yaşamın Temeli ve Bilinçli Şifa Enerjisi”. http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/hayatioz_su/su2.asp
(15). “Suyun Şifa Gücünden Faydalanmaya Niyet Edin”. https://sonsuzsifa.com/blog/saglik/sunun-fa-gcnden-faydalanmaya-nyet-edn
(16). Eriş, E.Z. “Suyun Enerjisi ve Bir Şifa İksiri: Mavi Enerjili SU”. http://www.milliyet.com.tr/suyun-enerjisi-ve-bir-sifa-iksiri--mavi-enerjili-su--pembenar-yazardetay-saglik-2354336/
(17). http://www.organon-homeopati-dernegi.org/wp-content/uploads/2012/02/su_dusuncelere_ve_sozcuklere_tepki_veriyor_masaru_emoto_deneyi.jpg
(18). Ak, S. (2010). Masaru Emoto: Su Hakkında Ne Biliyoruz ki? https://indigodergisi.com/2010/06/masaru-emoto-su-hakkinda-ne-biliyoruz-ki-su-yasamin-kaynagi-kristalize-su/
(19). Danone Nutritopics (2007). Su ve Kalsiyum, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/78395
(20). Batmanghelidj, F. (2007). “Su-Hasta Değil Susuzsunuz”. Klan Yayıncılık
(21). Polat, A. (2009). Bir Damla Su-I. Ofset Matbaacılık-birinci basım. http://www.hazarsu.com/bir-damla-su-tr.pdf
(22). Rüyayı Suya Anlatmak. http://bizbayanlar.org/ruyayi-suya-anlatmak/

Hiç yorum yok

Önizleme