Header Ads

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğini LGBTİ Üzerinden Okumak


Yazan Sevda KÖYÜSTÜ

Toplum, cinsiyet, rol, eşitsizlik, hakkaniyetsizlik, ataerkil toplum düzeni, cinsiyetçi roller, cam tavan sendromu gibi birtakım anahtar sözcükler bir araya getirildiğinde, kalan cümlelerin nereye kanalize edileceğinden bahsetmemize gerek yok sanırım. Ya da en azından ben öyle olduğunu varsayıyorum veya düşünüyorum diyelim. 

Literatürde savunmasız gruplar adı altında geçen ve ülkemiz açısından en savunmasız gruplar kategorisinin en gözde öznelerinden sadece bir tanesi olarak nitelendirdiğim, ışıldayan sönmüş yıldız KADIN… Benim lügatimdi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde her daim başı çeken ana karakter kadındır. Fakat ben yazımda, savunmasız gruplardan en farklı olanlarından birisi olarak düşündüğüm, bana göre madalyonun diğer yüzünü temsil eden bu noktadan dem vurmak niyetindeyim. Peki, kim onlar? Çocuklar mı, yaşlılar, hastalar, ekonomik açıdan güçsüz kişiler, azınlıklar, mülteciler, kimi zaman ev arkadaşımız, can yoldaşımız olan konuşamayan diğer canlı dostlarımız mı? Hayır, ben burada ülkemizin kanayan yaralarından biri olan LGBTİ olgusu ve LGBTİ’li bireyleri kapsama alanıma dâhil etmek istiyorum.

Yazan Sevda KÖYÜSTÜ
Öncelikle LGBTİ nedir, ne değildir bir açılımına bakmakta fayda vardır. LGBTİ; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transeksüel ve İnterseks sözcüklerinin baş harflerinden oluşan kısaltmanın ismidir. Ülkemiz gerçeğinde eşcinsellikle ilgili kavram kargaşası bulunmaktadır; bu nedenle ilgili kavramların açıklığa kavuşturulması oldukça önem arz etmektedir. Geylik; bir erkeğin bir başka erkeğe ilgi duyması ve cinsel olarak tercih etmesi, Lezbiyenlik; kadınların diğer kadınlara ilgi duyması ve cinsel olarak tercih etmesidir. Biseksüellik ise insanların hem kendi hem de karşı cinsten kişilere ilgi duyması, transseksüellik; kişinin kendini yanlış cinsin bedenine hapsolmuş hissetmesi, karşı cinse özgü fiziksel özelliklere ve sosyal rollere sahip olmak istemesi, kısaca karşı cinsten birisi olarak yaşamak için zorlayıcı bir arzu duyması anlamına gelmektedir (1). Son olarak interseks ise; anormal üreme ve cinsiyet organları ile doğmuş olan kişilere interseksüel denir (6). Kısacası interseksüellik, hem erkeksi hem de kadınsı cinsiyet özelliklerine sahip olan insanların durumunu belirtir.
Mevcut alan yazına bir göz atıldığında, eşcinselliğin oldukça eski bir tarihsel geçmişe sahip olduğunu görmek mümkündür. Ayrıca bu kavram en eski zamanlardan itibaren bilinmektedir. Hemen hemen bütün kültürlerde ve büyük dinlerde eşcinsellik normal dışı cinsel davranış olarak kabul edilmiştir. İnsanlık tarihi boyunca birçok medeniyet, eşcinsel ilişkileri daha az, heteroseksüel ilişkileri ise daha fazla kabul etmiştir (4).

LGBTİ kategorizasyonunda yer alan bireylere karşı toplumun takındığı tutum ve sergilediği davranışların analizi, mevcut toplumsal eşitsizliğin kökenlerine inmek bağlamında katkı sunabilir. Özellikle Türkiye gibi halen kadın haklarının nasıl olması gerektiği, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet rollerinin, basmakalıp yargıların nasıl elimine edilebileceği gibi konuların tartışıldığı gelişmekte olan ülkeler açısından LGBTİ’li bireyleri ve onların mevcut sorunları masaya yatırmanın hiç de kolay bir konu olmadığının gayet farkındayım. Eş ve cinsellik olmak üzere iki sözcükten meydana gelen eşcinsellik fenomeni ele alındığında, genel olarak insanlar bunun eş kısmını görmezden gelip cinsellik hususuna kafa yorma sürecine girişmektedirler. E malum, konu cinsellik olunca, konuya müdahil olan ve her ne olursa olsun görüş bildirmekten kaçınmayan kişi sayısında da gözle görülür bir artış yaşanıyor. Örneğin bir sokak röportajı yapıldığını ve caddeden geçen her yüz kişi arasından rastgele seçilen on tanesine, eşcinsellik hakkındaki görüşlerinin sorulduğunu bir düşünün. Sizce olumsuz görüş bildirenlerin oranı, olumlu görüş ifade edenlere kıyasla nasıldır? Hemen fikrimi beyan edeyim: yaklaşık %70. Her ne kadar bu benim şahsıma ait, objektiflikten uzak bir oransal tahmin olsa da, konuyla ilgili olarak yapılmış olan araştırma sonuçları incelendiğinde durumun vahametinin gün yüzüne çıktığını daha net göreceksiniz. Bu bağlamda hemen sizinle bahsettiğim bu çalışma sonuçlarını paylaşayım. Bahçeşehir Üniversitesi tarafından 2009 yılında gerçekleştirilen “Radikalizm ve Aşırıcılık” adlı araştırmada, 34 farklı ilden toplam 1715 kişi şu soru yöneltilmiştir: “Kiminle komşu olmak istemezsiniz?” Ankete katılanların %87’si bu soruya “eşcinsel” kişiler cevabını vermiştir. Aynı soruya aynı şekilde cevap verenlerin oranı 2011 Türkiye Değerler Araştırması’nda % 84, 2012 Türkiye Değerler Araştırması’nda ise yine % 87 olarak hesaplanmıştır. Verilen yanıtlarda eşcinselleri, 2011’de AIDS hastaları, nikâhsız yaşayanlar ve Tanrı’ya inanmayanlar; 2012’de ise içki içenler ve yine AIDS hastaları takip etmektedir. Sözü edilen üç araştırmanın sonuçlarında da, eşcinsellerin en çok “rahatsızlık duyulan” grup olması dikkat çekicidir (2). Bu bağlamda Türk toplumunda gittikçe yükselen bir homofobinin varlığından söz etmek mümkün hale gelmektedir. Bununla birlikte yükselen homofobik tutum ve davranışlar ile ülkelerin mevcut sosyoekonomik ve siyasi durumumu ilintilendiren kaynaklara da rastlamak mümkündür. Örneğin ülkemizde yaşanan 1980 askeri ihtilali sonrasında pek çok eşcinselin, travestinin, gey ve lezbiyenin, saçları kazınarak İstanbul dışına sürgüne gönderildiği gerçeği, günümüzde çok az kişi tarafından bilinen ya da hatırlanan bir gerçek olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Şehir dışına sürerken LGBTİ’li bireylerin saçlarını kazımak, etiketleme, hatta daha yerinde bir tabir olarak düşündüğüm damgalamanın bir diğer adını ifade etmektedir. Tabiyki LGBTİ’li bireylere yönelik bu tür sosyal ve bireysel dışlanmışlık yaratan negatif vakaların sadece ülkemizde vukuu bulduğunu düşünmek oldukça yanlış bir kanıdır. Bugün dünya devi olarak görülen Amerika Birleşik Devletleri’nde de benzer cadı avlarının yaşandığı bilinmektedir. Şöyle ki; ABD’de savaş dönemi ve sonrası dönem, LGBTİ bireyler için çeşitli avantajlar yaratmıştır. Bunların bazılarını lezbiyenler de dâhil olmak üzere kadınların erkeklerin bıraktığı alanlarda çalışmak için sanayi sektöründe yer alması, kırsaldan gelen eşcinsellerin ordu bünyesinde farklı yörelerden gelen diğer eşcinsellerle tanışması, savaş sonrası taşralı birçok eşcinselin büyük kentlerde kalması olarak sıralamak mümkündür. Böylece LGBTİ bireylerin kamusal alanda görünürlüklerinin artmaya başlaması, iktidarı zaman kaybetmeden harekete geçmeye yöneltmiştir. Cumhuriyetçi Senatör Joseph McCarthy tarafından komünist sempatizanı olduğu iddia edilenlerin yanı sıra eşcinsellere karşı da bir plan yürürlüğe konulmuştur (2).

Peki, farklı cinsel tercihlere sahip olan bu LGBTİ’li bireylere karşı, toplumsal bazda başlatılan, hatta bazı dönemlerde alevlenen deyim yerindeyse bu linç kampanyasının veya damgalama çalışmalarının kökeninde ne yatıyor? Niçin bizimkinden farklı cinsel yönelimlere sahip kişilere karşı savaş açıyoruz? Niçin onları ötekileştiriyoruz? Niçin onlara söz hakkı hatta ve hatta yaşam hakkı tanımıyoruz? Niçin bu bireylerin kamusal alanda görünürlükleri yok denecek kadar az? Niçin kimliklerini ve mevcut eğilimlerini saklama ihtiyacı hissediyorlar? Hiç bunları düşündünüz mü? Ya da şöyle sorayım: Çocuğunuzun da eşcinsel olabileceği gerçeğini, ihtimalini hiç düşündünüz mü? Eğer öyle olsaydı, LGBTİ’li bireylere karşı tavır ve davranışlarınızda pozitife yönelen bir değişimin kıvılcımları yanar mıydı? Yoksa kendi çocuğunuza karşı da mı böyle acımasız bir tavır sergilerdiniz? Lütfen elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün, eğer yerini bilmiyorsanız, kalbinizin sesini dinleyin. O size nasıl davranmanız gerektiğini fısıldayacaktır.

Lezbiyen, biseksüel, gey ve transseksüellere yönelik olumsuz tutumların birçok toplumda yaygın olarak yer aldığını belirtmiştim. Buna ek olarak bu tür farklı cinsel tutum ve yönelimlere sahip bireyler, içerisinde yaşadıkları toplumda kendilerine uygun cinsel yönelimlerini açıktan yaşayamamakta ve dolayısıyla birtakım psiko-sosyal sorunları tecrübe etmek durumunda kalmaktadırlar. Bunun altında yatan en önemli sebeplerden birisinin ise, bastırılmış ve yok sayılmış duyguların yattığını ifade etmek mümkündür. İçerisinde bulunduğu durum ve kişisel tercihleri dolayısıyla bir çıkmaza hapsolduğunu düşünen ergen LGBTİ’li gençlerde, bu grupta yer almayan diğer ergenlere kıyasla intihar vakalarının 6-8 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. LGBTİ’li bireylerin yaşadıkları sorunlar, elbette sadece psiko-sosyal değildir. Ülkemizde hala eşcinselliğin “tedavi edilebilir bir hastalık” olduğunu savunan hekimlerin varlığı, eşcinsellerin çalışma hayatlarında maruz kaldıkları ayrımcılık ve hukuki adaletsizlikler; sağlık hizmeti ihtiyaçlarını giderme konusunda karşılaştıkları hakkaniyetsizlikler; dernek kurma ya da sendikalaşmalarına yönelik heteroseksist engellemeler ve cinsel yönelimlerinden dolayı cinayete kurban gitmeleri (5) ülkemizdeki eşcinsellere ve eşcinselliğe yönelik homofobik göstergelerden ilk akla gelenlerini teşkil etmektedir.

Bir diğer gösterge ise Uluslararası Gey-Lezbiyen Oluşumu’nun (The International Lesbian-Gay Association) 49 Avrupa ülkesi arasından yaptığı eşcinsel dostu ülkeler sıralamasıdır. Her sene yapılan bu sıralamada, puanlama kriterleri olarak şunlar göz önünde bulunduruluyor: ülkelerdeki LGBTİ bireylerin ifade özgürlüğü, kanun önünde eşit sayılması, ayrımcılığa karşı yasaların bulunması, evlilik/partnerlik yasallığı, nefret söylemi yoğunluğu ve ailelerin yaklaşımı. Peki Türkiye bu 49 ülke arasından kaçıncı derseniz, hemen söyleyeyim: 47. sırada, yani sondan üçüncü (3). Neyse ki Rusya ve Azerbaycan’ı gerimizde bırakmayı başarabilmişiz. Latifesi bir yana da, bu sonuçların ciddi manada sosyologlar tarafından ayrıntılı bir analizinin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir ülkeyi en iyi, en güzel, en yaşanılası, en sevilesi yapan şeylerin başında farklılıklarımızın geldiği kanaatindeyim. Ne oldu, ne zaman oldu ve nasıl oldu da bu toplum insanları ayırmaya, damgalamaya, ötekileştirmeye başladı? Bizler nasıl bu hale geldik ya da getirildik? Ruhumuz, kendi insanlığımızdan ne zaman soyutlandı ki, karşı tarafı bir insan olarak görmeyi bıraktık? Gelin hep beraber insan olarak kalmaya devam edelim ve farklılıklarımızın bizi daha güçlü kıldığını aklımızdan çıkarmayarak, aşağıdaki dörtlüğe toplum olarak kulak verelim:

“Erkek-dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde,
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,
Noksanlık senin görüşlerinde” [Hacı Bektaş-ı Veli]

Kaynakça
(1). Duyan, V., Gelbal, S., & Duyan, V. (2004). Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum (LGYT) Ölçeği: Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması. HIV/AIDS Dergisi, 7(3), 106-112.
(2). Erdoğan, B., & Köten, E. (2014). Yeni Toplumsal Hareketlerin Sınıf Dinamiği: Türkiye LGBTİ Hareketi. Siyasal Bilimler Dergisi, 2(1), 93-113.
(3). Eşcinsel Dostu Ülkeler Sıralamasında Türkiye (Sondan) Kaçıncı Oldu? http://gzone.com.tr/escinsel-dostu-avrupa-ulkeleri-siralamasinda-turkiye-sondan-kacinci-oldu/ adresinden 07.11.2017 tarihinde alınmıştır.
(4). Güney, N., Kargı, E., & Çorbacı-Oruç, A. (2004). Üniversite Öğrencilerinin Eşcinsellik Konusundaki Görüşlerinin İncelenmesi. Turkish Journal of HIV/AIDS, 7, 131-137.
(5). Öztürk, P., & Kındap, Y. (2011). Lezbiyenlerde İçselleştirilmiş Homofobi Ölçeğinin Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi. Türk Psikoloji Yazıları, 14(28), 24-35.
(6). LGBTİ Sözlüğü, http://hthayat.haberturk.com/yasam/guncel/haber/1035229-lgbti-sozlugu adresinden 08.11.2017 tarihinde alınmıştır.

Hiç yorum yok

Diyet | Kadınca | Zayıflama | Spor | Sağlık | Güzellik | Yaşam | Moda | Cinsel Sağlık | Haber | Teknoloji
Önizleme