Header Ads

Deprem ve Ruhi Sarsıntı


Deprem yalnızca can ve mal kaybına yol açmıyor, ona maruz kalan insanların ruhsal durumlarında da sarsıntılara yol açıyor. 

Depremin yarattığı psikolojik sorunlara dikkat çeken Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülden Güvenç, deprem sonrasında özellikle çocuklarda, içe kapanma, yalnız kalamama, ebeveyne sığınma, yabancı korkusu, kaygı ve üzüntü ve okula gitmekten kaçınma psikolojik belirtiler görüldüğünü kaydetti. Güvenç, çözüm önerilerini de sıraladı.

Büyük bir yıkıma yol açan 1999’daki depremin ardından yapılan bir araştırmada, araştırmaya katılan 240 depremzedenin %70’inde travma sonrası stres bozukluğu saptandığını vurgulayan Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülden Güvenç, deprem sonrasında insanlarda konsantrasyon ve hafıza sorunları, çaresizlik, korku, kızgınlık, inkar, suçlanma/başkalarını suçlama, yalnız kalmayı isteme, olayın tekrarlanma korkusu, uyuşukluk hali, aşırı baskı gibi psikolojik belirtiler yaşanabildiğini kaydetti.

Bu belirtilere, iştah kaybı, yorgunluk veya aşırı hareketlilik, üzüntü, depresyon, acı hissetme, baş ağrısı, göğüs, mide ağrısı, bulantı, diare, içki-sigara kullanımında artış, uykusuzluk, kâbus görme gibi etkenlerin eşlik ettiğini ifade eden Prof. Dr. Gülden Güvenç, depremin özellikle çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Çocuklarda olumsuz etkisi büyük

Güvenç, “Çocuklarda ise; aşırı karanlık korkusu, içe kapanma veya yalnız kalamama, ebeveyne sığınma, yabancı korkusu, kaygı ve üzüntü, okula gitmekten kaçınma, yemek-uyku sorunları, utangaçlık/saldırganlık, yatak ıslatma/parmak emme, kâbuslar, baş ağrısı görülür. Bu belirtilerin uzun sürmesi durumunda, uzman terapisi gerektiren travma sonrası stres bozukluğuna dönüşme riski var” diye konuştu.

Psikososyal destek programları uygulanmalı

Deprem sonrası yaşanan psikolojik sorunları aşmak için destek programlarının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Gülden Güvenç, “Psikososyal destek programlarının üç bileşeni vardır. Bunlar; psikolojik ilk yardım, toplumu harekete geçirmek ve afet sırasında müdahale edenlere verilen destektir. Psikososyal destek programları, afet sonrası dönemlerde mutlaka uygulanmalıdır.” dedi. Bu programların dört aşamada gerçekleştirildiğini kaydeden Güvenç, “İlk aşamada, afetzedelerin temel gereksinimlerinin ve güvenliğin sağlanması hedeflenir. İkinci aşamada, kişilere durumu anlamlandırmasına yönelik bilgi verilir. Üçüncü aşamada, travmaya bağlı sorun yaşayan kişiler için uzmanlaşmış hizmetler sağlanır. Son aşamada ise travma sonrası psikolojik bozukluğa dönüşen durumlar için terapiler başlatılır. Bu fonksiyonların etkili olması için psikososyal destek uzmanlarının ve yerel yöneticilerin bilgi eksikliği giderilmelidir. Destekler süreklilik kazanmalıdır. Personel kültürel uyum sağlayacak şekilde eğitilmelidir. Geçici bir süre için başka yerlere gönderilen afetzedelerin geçici göçe bağlı uyum sorunları çözülmelidir.” diye konuştu.

Afet sonrası müdahale okullarda ders olmalı

Prof. Dr. Gülden Güvenç, hızla uygulanması gereken çözüm önerilerini de şöyle sıraladı:

Riskin yüksek olduğu yerlerde kadın, çocuk, genç, engelli bireylerin ihtiyaçlarına göre farklı psikolojik destek programları geliştirilmelidir.

İlk müdahale için deneyimli ve eğitimli uzmanlar deprem bölgesine gönderilmelidir.

Merkezi bir koordinasyon birimi kurulmalıdır.

Eylem planları ve kapasite güncellenmelidir.

STK’lar ve gönüllüler güçlendirilmelidir.

İl idarelerine afet yönetimi eğitimi verilmelidir.

Üniversite müfredatına afet sonrası müdahale eğitimi ile ilgili seçmeli dersler konmalı, ilk ve orta öğretimde de eğitimler verilmelidir.

Psikososyal programlara insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği entegre edilmelidir.

Etkileşime dayanan bir izleme ve değerlendirme sistemi oluşturulmalıdır.

Hiç yorum yok

Diyet | Kadınca | Zayıflama | Spor | Sağlık | Güzellik | Yaşam | Moda | Cinsel Sağlık | Haber | Teknoloji