Header Ads

Vücuttaki su yüzdesini kontrol etmek mümkün mü?

Hızla artan nüfus, çarpık kentleşme, yetersiz altyapı gibi birtakım majör sorunların yol açtığı temiz içme suyuna erişim imkânı yalnızca üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizi etkilemekle kalmayıp, vücudunun yarıdan fazlası su moleküllerinden ibaret olan insanoğlu için de hayati bir önem ihtiva etmektedir. 

Peki ya artan nüfus hızı doğal seyrine çekilse, çarpık kentleşme tarihin tozlu sayfalarına gömülse ve gözyaşı damlası kadar yağmur yağdığında sanki bir baraj patlamış imajı uyandıran cadde ve sokakların yetersiz altyapı problemlerinden eser kalmasa Âdemoğlu su ile ilişkisinde bir üst düzeye çıkmış olur mu? Taştan, kayadan, topraktan her yerden suların gökyüzüne fışkırdığı bir âlemde hayatta kalma savaşında galip gelmiş sayılır mı? Aslında burada temel soru; temiz içme suyuna nasıl, hangi yöntemlerle ulaşılacağı mı, yoksa erişilen temiz içme sularından nasıl daha fazla yarar ve verim sağlanacağı mı? “Sen de canım, elbette her ikisi de” dediğinizi duyar gibiyim. Fakat peşinen belirteyim ki ben ikinci sorunsal üzerinden fikir beyan etme niyetindeyim.

Yetişkin bir insanda %40’ı hücre içinde, %20’si ise hücre dışında olmak üzere vücut ağırlığının nerdeyse %60’ı sudan meydana gelmektedir. Bir diğer ifadeyle 80 kiloluk bir yetişkinde yaklaşık 48 litre su mevcuttur. Sağlıklı bir bedende, vücut sıvılarının hacim ve bileşenleri pek çok metabolik aktiviteye rağmen doğal olarak dengede tutulur. Sıvı-elektrolit dengesi adı verilen bu doğal mekanizmanın çalışma prensiplerini sekteye uğratan durumlar da yok değildir. Örneğin şişmanlık ki biz buna kilolu olma hali diyelim. Uzmanlara göre; vücutta yağ miktarı arttıkça, su miktarı azalmaktadır.

Özellikle erkeklere kıyasla kadınlarda, gençlere nazaran ileri yaşlı bireylerde ve obez-morbid obez düzeyindeki bireylerin vücutlarındaki su oranı yaklaşık %40 civarında olup, haliyle normal değerlerin oldukça altındadır. “Madem öyle, vücutlarındaki su oranı %60’ın üzerinde seyreden insanların, diğerlerine kıyasla daha sağlıklı oldukları söylenebilir mi?” diye aklınızdan bir soru geçtiğini anımsar gibiyim. Uzmanlara göre bunun cevabı basit: “HAYIR”. Fetüsün neredeyse tamamına yakınının sudan meydana gelmesi dolayısıyla bu oranın yenidoğanlarda ve ödemli hastalarda yaklaşık %80 olduğu bilimsel literatürde geçerliliğini halen korumaktadır (1).

Bu bağlamda vücut kitle indeksinin olması gereken sınırlara çekip stabil hale getirilmesinin yanı sıra bu sıvı-elektrolit dengesinin kontrol altında tutulmasına katkı sağlayacak günlük yaşam alışkanlıklarının da gözden geçirilmesi oldukça önem arz etmektedir. Vücudumuzdaki su oranını kontrol etmek amacıyla, işe öncelikle günlük bazda su tüketimimizi arttıracak basit ve etkili uygulama önerilerinin neler olduğu ile başlayalım (2):
  • Uyanır uyanmaz ilk işiniz mutlaka bir bardak su içmek olsun
  • Eviniz veya işyerinizdeki masanızın olmazsa olmaz objesi bir adet temiz cam şişe olsun
  • Gün içerisinde elinizin en fazla değip, gözünüzün en fazla farkettiği noktalara su içmenizi hatırlatan minik post-it kağıtlar yapıştırın
  • Evden çıktığınızda yanınızda mutlaka bir şişe su olsun
  • Aracınızda her ihtimale karşı bir şişe su bulundurun
  • İş yerinde sigara molası yerine su molaları verin
  • Gece yatmadan önce son işiniz mutlaka bir bardak su içmek olsun

Çay ve kahve başta olmak üzere bu gibi su içme istekliliğinizi baskılayan içecek türlerini aşırı tüketiyorsanız bu işe bir son vermiş olun.

Belki de bunlar arasında en önemli olanı son maddedir. Unutmayın ki suyun yerini, sudan başka hiçbir sıvı alamaz. İkamesi olmayan ender, belki de alanında tek besin kaynağının su olduğunu hafızamızın bir kenarına yazmakta fayda var...

*Sevda KÖYÜSTÜ

(devamı gelecek) 

loading...

Hiç yorum yok

Önizleme